|
-
-
Gavsül Azam , Gavsüssemedani , Kutburrabbani
, Mahbubu Sübhani , Heykelünnurani , Kandilinnürani ,
Gavsüssekaleyn ,Bazül eşheb Muhyissünneti veddin , Gavsü
Rabbul Alemiyn ,Eşşeyh Esseyyid Eşşerif Ebu Muhammed Muhyiddin
Abdülkadir Geylani (ks) Hicret-i Nebeviyyenin 470/1077
senesi Ramazan ayının ilk gecesi İran’ın Geylan eyaletinin ,
Neyf Beldesinde Kadem-nihade-i alem-i vücud , dünyaya
ziynet-bahşa , şeref bahş-i makam-ı şühud olmuşlardır.Şu beyitle
O’nun(ks) doğum ve vefatına tarih düşürülmüştür.
- “Cae
fil ‘aşk Ve mate fil kemal “
- (aşk
ile geldi , kemal ile vefat etti)
- Bu
beytte “aşk” , ebced hesabıyla , doğum tarihi olan 470
yılını,
- “kemal”
, ebced hesabıyla , şerefli ömürleri olan 91 yılı
göstermektedir.
- Hz.
Abdülkadir Geylani (ks), “Ben , Temimi’in (ks) vefatı tarihinde
Bağdat’a ayak bastım. Ve o zamanda 18 yaşında idim buyurdular.
Temimi’nin (ks) vefatı ise 488 yılındaydı. Buna göre
Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) doğum yılı hicri 470 yılıdır.
- İbn-i
Neccar , Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) tercüme-i ahvaline
dair yazdığı tarihinde , Ebu Fazl Ahmet bin Salih bin Şafi
el-Hanbeli el-Cili ‘ den nakil ile, veladetin 471 yılı
olduğunu söylemiştir.Geylan Eyaleti , Hazar Denizi’nin
güneybatısındadır. Geylan Eyaleti’ne nisbetle , Arapça’da el-Cili
, el-Cilani , Farsça’da Gili , Gilani , Türkçe’de Geylani
nisbesiyle şöhret bulan Gavsül Azam Seyyid Abdulkadir Geylani’nin
(ks) keremli babaları Hz. Hasan (ra) soyundan Ebu Salih Musa (ks)
, muhterem anneleri ise Hz. Hüseyin (ra) soyundan Ümmül Hayr
Fatıma’dır. Fatıma Hatun , devrin tanınmış zahid ve
mutasavvıflarından
- Ebu
Abdullah es-Savmai’nin (ks) kızıdır.
- Gavsül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani’nin
(ks) , mübarek babaları cihetinden
nesebi;
- İmam
Aliyyül Mürteza (ra) – Fadımatüzzehra (ra)
- İmam
Hasanül Mücteba (ra)
- İmam
Hasanül Müsenna(ra)
- İmam
Abdullah el Mahz
- İmam
Musa el Cevn
- İmam
Abdullah es Sani
- İmam
Davud
- İmam
Muhammed
- İmam
Yahya ez Zahid
- İmam
Ebu Salih Musa,
- mübarek
anneleri cihetinden nesebi;
- İmam
Aliyyül Mürteza (ra) – Fadımatüzzehra (ra)
- İmam
Hüseyin (ra)
- İmam
Zeynül Abidin
- İmam
Muhammed Bakır
- İmam
Cafer es Sadık
- İmam
Musa Kazım
- İmam
Ali Rıza
- İmam
Muhammed Cevad Taki
- İmam
Kemalüddin İsa
- İmam
Abdullah
- İmam
Mahmud
- İmam
Cemalüddin Muhammed
- İmam
Abdullah es Savmai
- Ümmül
Hayr Fatıma ‘dır.
- Gavsül Azam Abdülkadir Geylani (ks)
,
- Babası
cihetinden Şerif, Annesi cihetinden Seyyiddir.
- Şerefli
soyları baba tarafından ,Hz. Hasan’a (ra), anne tarafından , Hz.
Hüseyin’e (ra) ulaşır. Bu sebepten , hem Şerif hem de Seyyiddir.
- Bu
hususu bizzat kendisi , Vesile Kasidesinde ;
- “Atam
Resulullah’tır (as) , ondan kastım Muhammed (as)”
- Hamriye
Kasidesinde ;
- “Ben
Hasan’a mensubum. Meşhur olan ismim Abdulkadir’dir. Atam , kemal
sahibinin ta kendisidir. Aslında ceddim Resulullah (as) , beni
terbiye edip büyüttü. “
- Şatıh
ve tevhid hakkındaki kasidesinde ;
- “Ceddim
Resulullah’tır , Taha Muhammed.Ben Abdulkadir’im,bütün tasavvuf
yollarının mürşidi ”
- Sababe
adlı kasidesinde ;
- “Taha
olan Mustafa’ya (as) , nispetim haktır . Dedem Mustafa’dır (as).
İmamlık ise bana yeter . Ceddime her vakit selat ü selam olsun.”
- Bir
başka kasidesinde ;
- “Ben
Hasan’a (ra) mensubum . Muhyiddin ile çağrılırım . Ceddim
Habib Muhammed’e (as) rahmet eyle yarabbi ! “
- cümleleriyle
dile getirmektedir.
- O
(ks) ,Uzuna yakın orta boylu,geniş sadırlı, nehifü’l-beden, açık
alınlı, buğday benizli idi. Saçları omuzlarına erişecek kadar
uzundu. Sesleri heybetli idi.
- Anneleri
Fatıma Hatun, hayrat müberrat hasenat , salah ,tevekkül ,
tefviz’den çok geniş nasipli ve çok haz sahibi idi. Küçük yaşta
babasını kaybeden Gavsul Azam, dedesinin himayesinde büyüdü.
Mübarek cedleri Es Savmai , duası anında müstecab olan tasarruf
sahibi kibar-ı evliyaullahtan idi. Geylan meşayıhının
büyüklerinden olan Es Savmai , zahid , abid, kerametler sahibi ,
daima hakkı zikreden bir zattı. Hz.Pir’in (ks) anne ve babası da ,
abid , zahid , hal sahibi , çevresinde hürmet gören
insanlardı.
- O
(ks) , Anne ve Babasını şöyle tavsif eder.
- “Ben
evvel zamanda gelip geçen büyük zatların çocuğuyum.Peygambere (as)
uyduğum ,anama babama iyilik ettiğim için Allah (cc) beni bu
işlere ehil kıldı. Babam zengindi, dünyalığı vardı. Fakat ona
karşı bir yeterlik duygusuna sahipti.Annem de ona uydu.Yaptığı her
işe razı oldu. Hiçbir zaman Babamın yaptığına itiraz etmedi.Babam
ve Annem ehl-i din olup daima iyilik ederlerdi.Kalplerinde halka
karşı bir şefkat duygusu vardı. Üzerimde gördüğüz iyilik
onlardandır. Allah’ın(cc) ve Peygamber’in (as) huzuruna onlarla
birlikte varacağım.Onları ben götüreceğim.Her hayrım ve bulunduğum
nimet onların sayesinde oluyor.”
- Dedesi Essavmai (ks), duası
kabul edilenlerdendi. Birisine öfkelenince Allahu Teala intikamını
mutlaka ondan alırdı. Birisini sevince Allahu Teala , o
sevdiği kişinin işini , onun arzu ettiği şekilde
yaratırdı. Daima zikrederdi. Huşu içinde olduğu her zaman
görünürdü. Pek çok şeyi , daha olmadan önce haber vermişti. Bir
gün bir kervan Semerkant sahrasında atlı eşkıyaların hücumuna
uğramıştı. Kervan halkı Essavmai’den (ks) manen yardım
istemişlerdi. Savmai (ks) orada göründü. ”Subbuhun Kuddüsün
Rabbunellah , haydi dağılın gidin buradan ” der demez hepsi kaçıp
gittiler. Sonra da Essavmai (ks) ortadan yok oldu. Kervan Halkı ,
Geylan’a döndüklerinde durumu halka anlattı. Geylanlılar , “Savmai
(ks) hep burada idi , hiçbir yere gitmedi” dediler .
- O’nun
(ks), doğumundan önce de , çocukluk ve gençliğinde de harikulade
haller meydana gelmişti.
- O
(ks), doğmadan önce , Bağdat’ta Şeyh Abdullah el-Cuni (ks)
huzuruna gelenlere , “ nerelisiniz ?” sorup , onlar da
Geylan’ dan deyince , “ size müjdeler olsun ki , Cenab-ı Hak
memleketinizi Abdulkadir isminde bir zat-ı şerifin doğumu ile
aydınlatacak onun velilik derecesi o kadar yükselecektir
ki….” buyurdu.
- Daha
doğmadan evvel kendilerinin kutb-u Azam olacağına dair müşahedeler
mevcuttur. Doğacağı gece Peygamber (as) bütün sahabe-yi kiram,
evliya-yı izam ile Ebu Salih Musa’ nın rüyasında zuhur edip
saadetli çocuğun doğumunu tebrik etmişler, “Ey Oğul ! Ey Salih’in
Babası ! Allah (cc) senin adının baki kalmasını nasip etti. O
benim oğlum , Benim ve şanı yüce Allah’ın(cc) sevgilisidir. Onun
Allah’ın velileri yanındaki durumu benim nebiler ve resuller
arasındaki durumum gibidir “ buyurmuşlardır
- Mübarek
Anneleri şöyle anlatır. “ Ol vakit ki Abdulkadir doğdu , Ramazan
gününde süt emmezdi. Hatta bir ramazan evvelinde hava bulutlu idi.
İnsanlar hilali göremiyorlardı.O anda Abdülkadir’in hareketi ve
duruşu imsak ve iftardan hangisine delalet ettiğini insanların
benden sorması üzerine ‘ oğlum bugün süt emmiyor ‘ cevabını
verdim. Daha sonra o günün Ramazan olduğu anlaşıldı. Ve o
zaman da “eşraftan filanın bir çocuğu oldu ramazanda gündüz
süt emmez “ deyu insanlar arasında şöhret buldu. “
- O
(ks) şöyle anlatır.
- ”10
yaşındayken evden çıkıp mektebe giderdim. Etrafımda meleklerin
benimle beraber yürüdüklerini , beni koruduklarını görürdüm. Ta
mektebe kadar bana eşlik ederler mektebe varınca , “yer açın ,
Allah (cc) velilerinden biri geliyor “ derlerdi. Çocuklarla
beraber ne zaman oynamak arzu etsem hemen “bana gel ey
mübarek bana gel” diyen bir ses duyar korku ve dehşet içinde
anneme koşar , kendimi onun şefkatli kucağına atardım.
- “Ben
gençliğimde Geylan’da idim. Bir kurban bayramı arefesinde şehrin
dışına çıktım. Gözüme ilişen bir köylü ve ekinci ineğinin arkasına
düşüp ona yaklaştım. O anda inek başını bana çevirdi. “Ya
Abdülkadir ! Sen bunu için yaratılmadın ve bununla emr olunmadın”
dedi. İnek ismimi açıkça söylemiş , bunun gibi abes şeyle iştigal
için yaratılmadığımı , memuriyetimin böyle şeyler olmadığını bana
bildirmişti. Bu gönlüme tesir etti. Bende korku hasıl oldu. Hemen
dönüp eve koştum. O esnada hacıların Arafat dağında vakfeye
duruşlarını müşahade ettim. Artık bende karar kalmadı. Annemin
huzuruna gidip ona , “Beni Allah’a (cc) bağışla ve bağdat’a gidip
ilim tahsili ile, evliya , etkıya , sülehanın ziyareti ile meşgul
olayım bana izin ver” dedim. Annem benim halimi ve yalvarmamı
görünce bana neler gördüğümü sordu , ben de anlattım. Birden
ağlamaya başladı. Yaşları gömleğini ıslattı. Hemen kalkıp babamdan
kalan kırk altını giydiğim hırkanın koltuğu altına dikti, Bağdad’a
gitmeme izin verdi. Doğruluk üzere bulunmaklığımı emretti ve
benden söz aldı. Veda için benimle beraber çıktı. Ayrılık yerine
geldiğimizde , “İşte oğlum seni Allah’a (cc) bağışlayarak
senden ayrılıyorum ve yaşlı gözlerimin seni kıyamete kadar
göremeyeceğini biliyorum “ dedi. Vedalaşarak ayrıldık. Küçük bir
kervana karışıp yola çıktım. Hemedan şehrini geçtiğimizde 60 atlı
hırsız kafileyi çevirdi. Kervanı soydular. Haraminin biri bana
yaklaşıp “sende mal var mı? “ dedi. Ben, “evet koltuğumun
altında kırk altın var “ dedim. Bunu haber alan harami başı beni
çağırdı. “Oğlum sende altın olduğunu kimse düşünmez niçin
söyledin? ” dedi. Ben , “Geylan’dan çıkarken anneme doğru
söyliyeceğime dair söz verdim “ dedim. Bu söz haramibaşının
ciğerine tesir etti. “ Eyvah bu günahsız çocuk annesine verdiği
söze ihanet etmekten çekiniyor. Ben ise bunca yıldır Allah’ın (cc)
emrine muhalefet ederek hırsızlık yapıyorum” dedi. Pişman oldu,
hüzünlendi, kervan halkının mallarını geri verdi. Tevbe etti.
Bütün haramiler de tevbe ettiler.)
- 18
yaşına kadar Geylan’da ilim tahsilinin ilk aşamalarını geçiren
Gavsül Azam (ks) , 18 yaşında o devrin en büyük ilim ve
kültür merkezi Bağdat’a gitti. Bağdat’a vardığı yıl, meşhur
mutasavvıf ve alim Temimi’nin (ks) vefat ettiği 1095
- yılı
idi.
Onun Bağdat’ı şereflendirmesini,
büyük velilerden İbni Cerir , şu dizeleri ile dile getirir:
- “Ey
gelip de bizlere saadet ve mutluluklar bahşeden göklerin rahmet
bulutları ile kaplanmasına sebep olan , hidayet meşalesi yakıp da
her tarafı aydınlatan, Irak’ın kalbini dirilten muhterem zat !
Şüphe yok ki , ayak basışınla , bulutlar yağmur boşaltmış , ölü
yerleri yeşertmiştir. Taşlar birer inci ve dalgalar bal
olmuştur.Irak’ın göğsünden tazelikler fışkırmış , Necd’in kalbinde
ziyalar görünmüştür.Nurundan , doğuda şimşekler çakar batıda
celadet yıldırımları her tarafı kasıp kavurur."
- O
(ks) Bağdat’ta bütün ilimleri tedris etmiş, bu ilimlerde yed-i
tula sahibi olmuş , tasavvuf yolunun sonuna ulaşmış, sayısız irşad
ehli ve alim yetiştirmiştir. O’nun(ks) sohbetlerinde gayrı
müslimler doğru yolu bulup iman etmiş , mü’minler yüce mertebelere
ulaşmışlardır. Bütün hayatı ilimle ve irşad ile geçmiştir.
O’nun(ks) ahlakı, Resulullah’ın(as) ahlakına tam olarak
mutabık olmuştu. Yaşantısı , Kur’an ve sünnetti. Kendisinden zuhur
eden kerametler kadar başka hiç bir veliden keramet zuhur
ettiği duyulmamıştır. Hayatına ve menkabelerine dair pek çok eser
kaleme alınmıştır. Ancak O’nun (ks) hayatı ve ilmi,
ciltlerce eserin ihata edemeyeceği kadar geniş ve şumullü, manevi
ahvali, hiçbir kalemin izahına kadir olamayacağı kadar yücedir.
O’nu (ks) layıkı ile anlayabilmenin belki de anahtarı olabilecek
şu malümatla kalbleri mutmain olan biz mü’minler,
O’nun (ks) gibi bir zat-ı şerifi kendi zatına vuslata vasıta ve
vesile kılıp bize doğru yolu gösterdiği için ne kadar
bahtiyarız.
- “İnsanları Allah’a ulaştıran yol
ikidir.
Birinci yol, kurb-u nübüvvet’e taalluk eden yoldur. Asaleten bu
yoldan ulaşanlar enbiyadır. Onlara salat ve selam olsun. Bir de
onların ashab-ı kiramı... İkinci yol, kurb-u velayet’tir...
Allah-ü Teala’nın umum veli kulları bu yoldan ulaşırlar. Bu yolun
muktedası ve reisi Hz. Aliyyül Murteza’dır. Allah (cc) ondan
razı olsun. Rasulullah’ın (sav) mübarek ayağı onun mübarek başı
üzerinde gibidir. Hz. Hasan ,Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma bu makamda
onunla ortaktırlar.Sonra sırasıyla Oniki İmam Hazeratının hayatta
olanları bu ulvi vazifeyi yürütmüş, On İki İmam’dan sonra da bu
ulvi vazife Abdulkadir Geylani’ye(ks) verilmiştir. Şu
anlaşılmıştır ki , her kime bir feyz gelirse Hz. Şeyh Abdulkadir
Geylani’nin tavassutu ile gelir.
- Kıyamete
kadar bu vazife Hz. Şeyh
- Abdulkadir
Geylani’ye verilmiştir. Kutuplardan olsun,
- nücebadan
olsun, aktab olsun hepsi onun tavassutu ile
- Allah’a
ulaşırlar...”(Mektubat-ı Rabbani, 534. Mektup)
- O
(ks), Hicri 561 yılı rebiül ahır ayı 10. cumartesi gecesi
- Bağdat’ta
kendi medresesinde İrci-ı ilahi hitabına icabet ederek bu fani
hayatı terk edip hakka yürümekle azm-i gülşensera-yı beka
buyurdular. Gasli teçhiz ve tekfini gece icra olunduktan sonra
çocukları, ashabı ve öğrencilerinden o anda orada hazır bulunanlar
ile cenaze namazları oğlu Abdülvehhab tarafından eda edildikten
sonra adı geçen medresenin revakına defnedildiğini ve sabaha kadar
medresenin kapısı açılmayıp güneşin doğup yükselişi ile kapı
açıldığında Bağdat’ın halkı ve ileri gelenleri, Hz. Pir’in (ks)
kabri üzerine salate ve merkadını ziyarete fevc fevc geldiklerini
o günün kıyamet gününe benzer
- bir
gün olduğunu, İbn-i Neccar, tarihinde belirtmiştir. Kabr-i
Şerifleri, Bağdat’ta Babu’l-Ecz nam mevkide
Hz. Gavs-i Azam’a (ks) mensub
olan medresedir. Mezkür medrese Şeyh EbuSa’id Hazretleri’nin
bina-kerdesi olup zat-ı ali kadrleri , hal-i hayatlarında
Hz.Gavs’a (ks) i’ta ve bahş eylemiştir.
- Hz. Abdülkadir Geylani’nin (ks)
çocukları;
- Şeyh
Seyyid Abdü’l-Vehhab
- Şeyh
Seyyid Abdü’r-Rezzak
- Şeyh
Seyyid Şemsü’d-din
- Şeyh
Seyyid Seyfü’d-din
- Şeyh
Seyyid Ebu Bekir Abdü’l-Aziz
- Şeyh
Seyyid Şerafe’d-din İsa
- Şeyh
Seyyid Fazıl Abdü’l-Cebbar
- Şeyh
Seyyid İbrahim
- Şeyh
Seyyid Muhammed
- Şeyh
Seyyid Abdullah
- Şeyh
Seyyid Yahya el-Fakih
- Şeyh
Seyyid Musa
- Şeyh
Seyyid İsa
- Seyide
Fatıma
- Hz.
Pir’in (ks) meşhur olan çocuklarının hepsi alim, fakih ve
muhaddis idiler. Mübarek babalarından ve devrin en önde gelen
ulemasından ilim ahz eden bu zevat-ı kiram, hayatları
boyunca, Hz. Pir’in (ks) yüce tasavvuf yolunu
neşrederken , O’nun (ks) ilim mirasının da layıkı vechile
temsilcisi olup, fıkıh ve hadis ilminde zamanlarının ileri gelen
uleması arasında yer aldılar. İnsanlara fıkıh ve hadis ilmi
öğrettiler. Tasavvuf tarihçileri ,
- Yüce
Kadiri Yolu’nun , ekseriyyetle Hz. Pir’in (ks) çocukları vasıtası
ile yayıldığını ifade etmektedirler. Kadiriyye’nin şubeleri
bahsinde de izah edildiği gibi, Kadiri Kollarının ekserisi ,
Hz.Pir’in (ks) çocukları vasıtası ile gelmiştir. Bu alim ve
mutasavvıf zatların varlığı , Yüce Kadiri Yolu’nun zahir ve batın
ilimlerinin en üst seviyede tedris edildiği ilahi bir medrese
olduğunu vazıh bir şekilde göstermektedir.
- Seyyid
Abdülvehhab (ks) (522,Bağdat-593,Bağdat):
- “Seyyid
Abdü’l-Vehhab (ks), ulum-i şer’iyyeyi bizzat valid-i macidleri
Abdü’l-Kadir Hazretleri’nden ve Ebi Galib bin el-Benna ve bunların
gayrı meşayıhtan istima ve istifade eyledi. Peder-i
vala-güherlerinin , gülşen-sera-yı illiyyine irtihalinden sonra,
kuddise sırrahu hazretlerinin, kendi medreselerinde, tedris ü
tahdis ve va’az ile evkat-güzar oldukları halde neşr-i ulum
ittiler ve ol zat-ı ali kadr, nice nice telamize ulum ve fünündan
izin ve icazet verdiler. Hatta Şerif Hüseyin Bağdati ve Şeyh Ahmet
bin Abdü’l-Vasi bin Emirgan ve bunların gayrıları dahi ol tilamiz
cümlesinden bulundular. Ve müşarun ileyh Şeyh Abdü’l-Vehhab
Hazretleri, 522 Salinin şehr-i Şaban-ı Şerifinde,
kadem-nihade-i alem-i şuhud olup, 593 Şehr-i Şevvalinin
yirmibeşinci gecesi, Bağdat Behişt abadda, terk-came-i hayat-ı
müstear iderek, Hılbe nam makberede defn-i hak-i pak
oldu.”
- Seyyid
Abdülcebbar (ks) ( - ,
Bağdat-575,Bağdat)
- Mübarek
Babalarından fıkıh okudu,hadis dinledi. Bağdat’ta medresenin doğu
giriş kapısının sağına defn edildi. “Seyyid Abdü’l-Cebbar dahi
ulüm-ı şer’iyyeyi bizzat peder-i vala-güherleri Cenab-Şeyh
Abdü’l-Kadir ve Ebi Mansur el-Kazaz ve bunun gayrından telemmüz ve
teallüm eylemiştir.”
- Seyyid
İbrahim (ks) ( -bağdat,
592,Vasıt)
- “Seyyid
İbrahim (ks) dahi , eb-i ferid-i dehri Abdü’l-Kadir(ks) den ve
Şeyh Sa’id bin el-Benna ve bunların gayrısından ulüm-i şer’iyyeyi
ahz ve istima eyledi, Ve şehr-i Vasıt’a azimetle 592 sali
hilalinde orada vefat eyledi.”
- Seyyid
Muhammed (ks) ( ,
Bağdat-600,Bağdat)
- “Seyyid
Muhammed (ks) dahi, pederleri Hz.Abdü’l-Kadir’den(ks) ve
İbnü’l-Benna ve Ebi’l-Vakt ve bunların gayrından ahz-ı ulüm etti.
Ve ba’de’t-tahdis 600 sali zilkade-i şerifesi yirmibeşinci gününde
azım-ı daru’l-karar olup Hilbe nam makbereye defn
edildi.”
- Seyyd
Abdullah (ks) (508,Bağdat-589,Bağdat)
- “Seyyid
Abdu’l-lah dahi hal-i suğrunda pederlerinden istima ve
İbnü’l-Benna’dan ahz-ı ulüm edip tahdis ve rivayeti söylendi.
Müşaru’n-ileyh Şeyh Abdullah Hz.Şeyh Abdü’l-Kadir’in (ks) en asgar
evladı olup , 589 sali şehr-i Seferi’l-Hayri’nin yirmiyedisinde
ruh-ı pür-fütuhu seviy-yi naime revan oldu.”
- Seyyd
Yahya (ks) (
,Bağdat-600,Bağdat)
- “Seyyid
Yahya el-Fakih (ks) de ulüm-i şer’iyyeyi pederleri Hz.
Abdü’l-Kadir’den (ks) ve Muhammed bin Abdü’l-Baki ve bunların
gayrından telakki ve istima edip tahdis ve intifa eyledi. 600 sali
Şabanın onbeşinci gecesinde sin-i şerifi hamsiyne baliğ olduğu
halde Bağdat’ta vefat itmeğin karındaşı Abdü’l-Vehhab (ks)’ın
yanında defn edildi.”
- Seyyid
Musa (ks) (539-Bağdat-616,Şam)
- “Seyyid
Musa,Ulum-ı şer’iyyeyi ve Sünnet-i Nebeviyyeyi valid-i macidleri
Cenab-ı Abdü’l-Kadir’den(ks) ve İbnü’l-Benna ve gayrından tefekkuh
ve istima ettikten sonra,Dımaşk’ta tevettun idup, tahdis ve
rivayete ve neşr-i ulume muvazabetle müntefi oldular. Ve 539 sali
şehr-i rebiyyü’l-evveli sülhunde kadem-nihade-i alem-i şuhud olmuş
618 senesi şehr-i Cemaziye’l-ahiresi ilk gecesinde Dımaşk’ta
“Akibe” nam mahalde vefat ittikten sonra Cebel-i Kasyun feshinde
defn idildi. Abdü’l-Kadir Hazretleri’nin evladından en sonra
terk-i hayat-ı müstear eden bu zat-ı ali-kadr oldu.”
- Seyyid
İsa (ks) (
,Bağdat-573,Mısır)
- “Seyyid
İsa (ks),dahi ulum-i şer’ıyyeyi bizzat valid-i ali-kadrleri
Abdü’l-Kadir Hazretlerinden ve Ebi’l-Hasan Muhammed bin Hırma ve
bunun gayrı meşayıhtan telakki ve istima eyleyup, tedris ü tahdis
ve va’z ile meşgul oldu. Ve ülum-ı sufiyyeden “Letaifü’l-envar” ve
“Cevahirü’l-esrar” nam kitapları te’lif ve tasnif eyledi. Ve
Mısır’a azimetle orada dahi va’z ve tahdise muvazebet gösterdi.
Hatta Ebu Berar Rabiatü’l-Hasen el-Hadri el-Sin’ani ve Şeyh
Müsafir bin Ya’mer el-Mısri el-Mültelefi ve Şeyh Ahmet bin Meysere
ve Şeyh Hamid bin Hamdü’l-Erbahi ve bunun ammisi Şeyh Muhammed bin
Hamdü’l-fakih el-Muhaddis ,ve Şeyh Abdü’l-Halik bin Ebil Beka
Salih el-Kureşi el-Emevi el-Mısri ve bunların gayrıları onun
tilamizi ve şakirdanı cümlesindendir.”
- Seyyid
Ebubekir Abdülaziz (ks) (532,Bağdat-602,Cibal)
- “Seyyid
Ebu Bekir Abdü’l-Aziz (ks) dahi, bizzat peder-i vala-güherleri
Hazreti Abdü’l-Kadir’den ve Ebi Mansur Abdu’r-Rahman bin
Muhammed el-Kazaz ve bunların gayrından ulum-ı şer’iyyeyi
ahz ve istima edip va’z ü tahdis ve tedrise müdavemet gösterdiler.
Ve kendisinden pek çok zevat, iktibas-ı envar-ı ulüm ettiler.
Müşarunileyh zatında beyh ve mütevazi olmağın Sincar nevahi ve
kurasından bir karyeye rıhlet ve azimet edip orada mütemekkin ve
mütevettin oldular.”
- Seyyid
Abdürrezzak (ks) (528,Bağdat-630,Bağdat)
- “Seyyid
Abdü’r-Rezzak (ks) dahi ulüm-i şer’iyyeyi pederlerinden ve
Ebi’l-Hasan Hırma ve bunun gayrından telakki idup tahdis,imla ve
tehriç ve tedris ile evkatı güzar oldular. Ve kendisinden birçok
zevat istifaza ve tefeyyüz ile zirve-i fazl u kemale reside
oldular.Ve hatta Ebu İshak ve Şeyh Ali bin el-Ma’ruf ve
bunların gayrıları ol müstefizin cümlesindendir. Ve şöyle
naklolunur ki Müşar’n-ileyh Şeyh Abdü’r-Rezzak Kuddise Sırrahu,
otuz sene başını ceyb-i murakabesine doğru tutmuş ve haya-i
minellah, bu müddette başını semt-i semaya kaldırmamıştır. Bağdat
firdevs-abad’da azim-i dar-i beka olmuştur.”
- Şeyhü’l-Kudve
el-Hafız Ebu Bekir Tace’d-din Cemalü’l-Irak Abdur’r-Rezzak (ks),
fıkhı , Hz.Pir’den (ks) öğrendi. Hanbeli mezhebinde fakih bir
zattı.Hadis ilminde de önde idi. Hadis okuttu ,ilmin çeşitli
dallarını öğretti. Fetva verdi. Takva, vera sahibi, cömert,
talebelerini seven bir alimdi. Aynı zamanda kuvvetli bir hafızdı.
Cumalar hariç, ibadet için evine kapanırdı. Hafız ez-Zehebi,”İslam
Tarihi” adlı kitabında O’nu muhaddis,hafız,sıka,zahid olarak
tanıtır.Babasından tahsil gördüğünü yazar. Bağdat’ın doğusunda
Hilbe şehrine nisbetle kendisine “Hılebi” denir. Bağdat’ta vefat
etti.Türbesi Hılep’te “Ahmet” denilen kabristandadır.
İbnü’n-Neccar diyor ki, “vefatını takip eden gün sala
okundu.Cenazesi şehrin dışına çıkarıldı. Binlerce kişi namazını
kıldı. Sonra er-Rasafe camisine taşındı. Orada namazı kılındı.
Sonra halifeler türbesinin kapısında tekrar namazı kılındı.
Akabinde Dicle Nehri’nden geçirilerek Bab-ı Harime getirildi ve
orada namazı kılındı.Nihayet “Ahmet” denilen kabristanda son kez
namazı kılınarak defn edildi. Ebu Bekir Tacuddin Abdurrezzak
babasının son hac seferinde kafileyi idare etmiş, çok sayıda
talebe yetiştirmiştir. Oğlu Ebu Salih Nasr, Bağdat’ta Katuyul
kudatlık yapmıştır. Bugün Rabat ve Sela da bulunan kadri
şeriflerinin ceddi bu zattır.
- Hz.Pir
Şah Abdülkadir Geylani (ks) , tasavvuf yolunun en büyük bir Piri
olmanın yanında, zamanının en kamil Müderrisi , fıkıh ,
hadis , tefsir alimi idiler. O’nun (ks) bu mümtaz mevkisini pek
çok ulema eserlerinde ifade buyurmuşlardır. Hz.Abdülkadir Geylani
(ks) on üç ilim ve fünundan bahs ve tekellüm iderlerdi.
Medreselerinde tefsîr, hadîs, mezheb, hilafdan ders verirlerdi.
Müzakere ederlerdi, talebeleri ile. Akşam ve sabah tefsir, ilmi
hadis, mezheb, hilaf, usül ve nahv okunur idi. Öğleden sonra yedi
kıraat üzre Kuran-ı Kerim okurlardı. O’na (ks) , Irak’ın muhtelif
yerlerinden fetvalar gelir, hiç kitap açmadan hemen eline kalemi
alır fetvalarını cevaplandırırdı. Irak alimleri, onun bu kadar
çabuk fetva verişine şaşırırlardı. Şeriatın hangi bölümünden
olursa olsun o bütün aksanına faikti. Kişi muhtaç olduğu ilmi
ondan rahatça tahsil edebilirdi. Zamanında ilim başkanlığı ona
verilmiş, büyüklerden birçokları, O’nun (ks) elinde yetişmiş,
Irak’ın ileri gelen velileri O’na (ks) intisab etmiştir.
Gerek veliler , gerek alimler O’nun (ks) , çok değerli bir Veli ve
Alim olduğu konusunda söz birliği etmişlerdir. Alimler her
taraftan ziyaretine gelirlerdi.
- İbn-i
Kesir, ‘Tarihinde’
- “O
(ks) ,Bağdat’ta hadis tahsil etti. Hadis, fıkıh, va’z ve hakikat
ilimlerinde yegâne otorite idi” der.
- En-Neccâr,
tarihinde ;
- “O(ks),
zâhid, ilmi ile âmil olan Müslüman imamlardan biri ve kerâmetleri
açık bir velidir. O (ks), 488 yılında Bağdat’a geldi. Fıkıh tahsil
etti. Usul ve füru kitaplarını iyice öğrendi. Hadis dinledi.”
der.
- İbn-i
Receb, ‘tabakatında’;
- “O
(ks) , devrinin allâmesi, ariflerin piridir. Ehl-i sünnet, Onun
zuhuru ile zafere kavuşmuştur. Bid’at ehl-i, karşısında
tutunamamış, eriyip gitmiştir. Uzak ülkelerden O’na (ks) fetva
sormaya gelmişlerdir” der .
- El-Hafız
Ebu Abdullah, ‘Meşihatül Bağdadiyye’ adlı eserinde ;
- “O
(ks) , Bağdat’ta Hanbeli ve Şafilerin fıkıh imamı idi. Büyük bir
din âlimi idi. Fukaha nezdinde sözü geçerdi. İlm, ibâdet ve
ictihad âşığı bir zattı.” der .
- Seyyid
Abdulvehhâb (ks);
- “Babamın
vaazlarında alimlerden, fakihlerden birçok topluluk bulunur, hepsi
onu vecd ile dinlerlerdi. 521-561 yılları arasında 40 yıl bu
göreve devam etti. Ders okutması ve halka fetva vermesi de 28
yaşında başladı, 61 yaşına kadar 30 yıl devam etti. Onun huzurunda
400 kadar âlim not tutarlardı.” der.
- Şeyh
Muvaffak (ks) ;
- “Bizi
medresesine yerleştirdi. Bize çok ihtimam gösterdi. Farz
namazlarını bize imam olarak kıldırırlardı. Yanında doğru olup
olmadıklarını anlamak için kitaplardan ezberlediklerimi okurdum.
El-hâfiz Abdulgâni, ondan ‘Hidâye’ kitabını okurdu. Ben ve Hafiz
Abdulgâni, onun elinden hırkayı aynı anda giydik. Ondan fıkıh
okuduk. Sohbetinden son derece yararlandık.”
der.
- Ebu
Muhammed (ks);
- Gençken
nahiv okuyordum. Ve insanlar da dinliyordu. Bir gün
Hz.Abdülkadir’in (ks) meclisinde bulunduğum esnada bana “Bizim
sohbetimizde bulun, seni Sibeveyh yapalım” dedi. O günden sonra
yanından hiç ayrılmadım. Ondan akli ve nakli ilimlerden o kadar
çok istifade ettim, o kadar çok kavaid bilgileri edindim ki tarif
edilmez. Yıllarca başkalarından öğrendiğimi bir sene içinde ondan
öğrendim. Başkalarından öğrendiğimin hepsini unuttum”
der.
- İbni
Kudame (ks);
- “561
yılında Bağdat’a girdiğimiz zaman, Hz. Abdülkadir’i (ks) ilmin
zirvesine yükselmiş olarak gördük. O bildiğini tatbik ediyor,
sorulan çetin soruları doyurucu tarzda cevaplıyordu. Ne kadar
güzel huy ve vasıflar varsa sanki onda
- toplanmıştı.
Ondan sonra onun gibisine hiç rastlamadım.” der.
- O’nun (ks) kasideleri , serapa
hakikat zevkleri ile doludur.
- “Hiçbir
alim yokki benim ilmimle bilgin olmasın
- Hiçbir
sülük eden yokki benim usül ve prensiblerimle hareket etmesin”
- “Ben
Hasam’a mensubum has oda makamımdır.
- Ayaklarım
erenlerin boynu üzerinedir ”
- “Ben
hakikaten varlığın kutuplarının kutbuyum,
- diğer
bütün kutuplar üzerinde izzet ve saygı değerliğim vardır.”
- “Her
veli bir peygamberin izinde bulunuyor.
- Ben
ise ceddim Muhammed (AS) ın kademi üzerinde
bulunuyorum.”
-
- O
(ks) , bütün işlerini Resulullah’ın (as) emri ile O’na (as)
danışarak yapar, Ondan (as) aldığı ilhamla hareket ederdi.
Her an Resulullah (as) ile beraber idi. Bütün hal ve hareketleri
Resulullah’a (as) benzerdi. Ahlakı tam anlamıyla Resulullah’ın
(as) ahlakı ile mutabıktı. İhlas ve takva sahibiydi. Resulullah’ın
(as) her haliyle hallenmiş idi. Ondan (ks) sadır olan şeyler
aslında Resulullah’tan (as) sadır olmuştu. Sayısız irşad ehli
yetiştirmişti. Kendisinden sonra gelen Geylani ailesinin kamilleri
de sayısız irşad ehli yetiştirdiler ve kıyamete kadar yetiştirmeye
devam edeceklerdir. Bu Hz. Pir’e (ks) ,Allahü Teala’nın bir
ludfudur.
-
- Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) tasavvuf
silsilesi ;
-
- Menba-ı
feyz u Kemal , Seyyde’l-Evveline ve’L-Ahirin Muhammed Mustafa
Sallellahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri
- Ebu’l-Hasaneyn
İmam Aliyyü’l-Mürteza bin Ebu Talib Kerremellahu Vecdehu ve
Radiyellahu anhu
- Ebu
Abdullah İmam Hüseyin
- Ebu
Muhammed İmam Zeynü’l-Abidin
- Ebu
Ca’fer İmam Muhammed Bakır
- Ebu
Abdullah İmam Cafer’üs-Sadık
- Ebu’l-Hasan
İmam Musa Kazım
- Ebu’l-Hasan
İmam Aliyyü’r-Rıza
- Eşşeyhü’l-Efham
Ebu Mahfuz Ma’ruf Ali el-Kerhi Kaddesallahu Sırrahu
- Ebu’l
Hasan Seri es-Sekati
- Seyyidü’t-Taife-İ
Sofiyye Cüneyd-i Bağdati
- Eşşeyh
Ebubekr Delf bin Ca’fer eş-Şibli
- Ebu’l-Fadl
Abdü’l-Vahid bin Abdü’l-Aziz Temini
- Ebu’l-Fereç
Yusuf et-Tarsusi
- Ebu’l-Hasan
Ali bin Muhammed bin Yusuf el-Karşi el-Hakkari
- Kadiyü’l-Kudat
Ebi Said el-Mübarek bin Ali el-Mahzumi el-Bağdati
- Pir-i
Tarikat Muhyi’s-Sünneti ve’d-din Gavsü Rabbi’alemin ebi Muhammet
muhyittin Abdülkadir el-Geylani el-Haseni el-Hüseyni Rıdvanullahi
aleyhim ve raduanhu
-
- İkinci
silsile , İmam Aliyyul Murteza’ dan (ra) , Hasan-ı Basri
(ks) yolu ile gelen silsiledir.
- Menba-ı
feyz u Kemal , Seyyde’l-Evveline ve’L-Ahirin Muhammed Mustafa
Sallellahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri
- Ebu’l-Hasaneyn
İmam Aliyyü’l-Mürteza bin Ebu Talib Kerremellahu Vecdehu ve
Radiyellahu anhu
- Ebu
Said Hasan bin Yusar el-Basri
- Eşşeyh
Habibi Acemi
- Eşşeyh
Davut-i Tai
- Ebu’l
Hasan Seri es Sekati
- Seyyidü’t-Taife-İ
Sofiyye Cüneyd-i Bağdati
- Eşşeyh
Ebubekr Delf bin Ca’fer eş-Şibli
- Ebu’l-Fadl
Abdü’l-Vahid bin Abdü’l-Aziz Temini
- Ebu’l-Fereç
Yusuf et-Tarsusi
- Ebu’l-Hasan
Ali bin Muhammed bin Yusuf el-Karşi el-Hakkari
- Kadiyü’l-Kudat
Ebi Said el-Mübarek bin Ali el-Mahzumi el-Bağdati
- Pir-i
Tarikat Muhyi’s-Sünneti ve’d-din Gavsü Rabbi’alemin ebi Muhammed
muhyiddin Abdülkadir el-Geylani el-Haseni el-Hüseyni Rıdvanullahi
aleyhim ve raduanhu
-
- Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) Hocaları
;
- Fıkıh
İlminde;
- Ebu
Sa’id el-Muharrimi (Mahzumi),
- Ebu
Hattab,
- Kadı
Ebu Hüseyin,
- Hadis
İlminde;
- Ebu
Galip bin Bakıllani,
- Cafer
es-Serrac,
- Ebubekir
Süsen,
- Ebu
Talip bin Yusuf
- Edebiyat
İlminde;
- Tebrizli
Zekeriyya
- Tasavvufa
İntisabında;
- Ebu’l-hayr
Muhammed bin Müslim ed-Debbas
- Mürşidlik
Hırkasını giymede,
- Ebu
Sa’id el-Muharrimi (Mahzumi) dir.
-
- Hz. Abdülkadir Geylani’nin (ks) Mürşidi
, Ebu Sa’id Mübarek el-Mahzumi’dir (ks). Mahzumi (ks) ,
evliyanın ekabiri,esfiyanın bürhanı, Ariflerin kıdvesi, saliklerin
zübdesi , ulum-i zahir ve batıneyi cami bir pir-i tarikat ve
vakıf-ı raz-ı hakikat olup Şeyh Ebu’l-Hasan Hakkari (ks)
hazretlerinin en kamil hulefasından idi. Hz. Hızır aleyhisselam
ile çok sohbetleri olup Hanbeli Mezhebine mensubdu.
- Ebu
Said el-Mahzumi’nin (ks) , Bağdat’ta, Babül Ezc denilen yerde bir
medresesi vardı. Sonra bu medrese Hz.Gavsul Azama verildi, orada
ders vermeye başladı. Medrese, insanlara yeterli gelmeyince
dışarıdan bazı yerler ve binalar bu medreseye ilave edilerek
genişletildi. Yeni medrese 528 yılında tamamlandı. Ve o’nun ismi
ile anılmaya başlandı. Diğer ülkelerden birçok âlimler, Sâlihler
gelip ondan ilim dinlediler. Ders aldılar. İlmin her dalında
yararlı bilgiler edinip yurtlarına döndüler.
- Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) mübarek
çocuklarının her biri , babalarının yolunu ayrı ayrı
devam ettiren birer yıldız idiler. “Ashabım yıldızlar gibidir,
hangisine uyarsanız hidayete erişirsiniz “ Hadis-i Şerifinin ,
Yüce Ashab-ı Kiram hakkındaki bu beyan-ı nebevisine uygun olarak ,
ümmet-i merhumenin Resulullah (as) aşığı olan bu yüce velayet
önderlerinin her birinin de , birer mürşid-i kamil ve
Rehber-i Rah-ı Hak oldukları hususu katidir.
-
- Hüseyin
Vassaf’ın “Sefine-i Evliya “ adlı eserinden ve de
Sadık Vicdani’nin “Tomar “ adlı eserinden elde ettiğimiz malümata
nazaran , Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocuklarının her birinden
ayrı ayrı kolların teessüs ettiği anlaşılmaktadır.
- Mesela
Eşrefoğlu Abdullah Rumi’nin (ks) kurduğu, Eşrefiyye Şube-i
Kadiriyyesi ,Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid
Şemsüddin’e (ks) dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Şemsüddin Geylani (ks)
- Seyyid
Hüsamüddin Şefik (ks)
- Seyyid
Ahmed Şihabüdin (ks)
- Seyyid
Alaüddin (ks)
- Seyyid
Hüseyin El Hamavi (ks)
- Eşrefoğlu
Abdullah Rumi (ks)
-
- Yine
, Mustafa Müştak Kadiri’ye (ks) mensub olan Müştakiyye şubesi ,
Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Abdülvehhab’a (ks)
dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Abdülvehhab Geylani (ks)
- Seyyid
Muhammed (ks)
- Muhyiddin
(ks)
- Seyyid
Hasan (ks)
- ………
- Seyyid
Abdülcelil Bitlisi (ks)
- Mustafa
Müştak El Kadiri (ks)
-
- Yine
, Seyyid Dede Osman Avni ‘ye (ks)
ulaşan iki koldan birisi , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid
Ebubekir Abdülaziz’e (ks) dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Ebubekir Abdülaziz Geylani (ks)
- Seyyid
Muhammed el Hattak (ks)
- Seyyid
Şemsüddin (ks)
- Seyyid
Şerafüddin (ks)
- Seyyid
Zeynüddin (ks)
- …….
- Seyyid
Süleyman el Bağdadi (ks)
- Seyyid
Ali el Bağdadi (ks)
- Seyyid
Eyyüb Urfevi (ks)
- Seyyid
Dede Osman Avni Urfevi ks)
- Yine
, Seyyid Dede Osman Avni ‘ye (ks)
ulaşan Osman el Cili (ks) kolu , Hz.Pirin Mübarek
evladlarından Seyyid Abdürrezzak Geylani’ye
(ks) dayanmaktadır.
- Yine,
Muhammed Garibullah el Hindi ‘ye (ks) mensub olan Garibiyye Şubesi
de , Seyyid Abdürrezzak Geylani’ye (ks)
dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Abdürrezzak Geylani (ks)
- Seyyid
Abdullah el Hüseyni (ks)
- …….
- Seyyid
Muhammed Enis (ks)
- Muhammed
Garibullah el Hindi (ks)
-
- Yine
, Şuubat-ı Kadiriyyeden olan İseviyye Kolu , Hz.Pirin Mübarek
evladlarından Seyyid İsa Geylani’ye (ks)
mensubdur.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
İsa Geylani’ye (ks)
-
- Yine
, Şuubat-ı Kadiriyyeden olan Hilaliyye Kolu , Hz.Pirin
Mübarek evladlarından Seyyid Muhammed Şemsüddin Geylani’ye (ks)
dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Şemsüddin Geylani (ks)
- Seyyid
Hüsamüddin Şefik (ks)
- Seyyid
Ahmed Şihabüdin (ks)
- Seyyid
Alaüddin (ks)
- Seyyid
Hüseyin El Hamavi (ks)
- …
- Mustafa
Latif (ks)
- Muhammed
Hilalürram el hamedani (ks)
-
- Yine
, Şuubat-ı Kadiriyyeden olan İsmailiyye Kolu , Hz.Pirin
Mübarek evladlarından Seyyid Abdürrezzak Geylani ‘ye (ks)
dayanmaktadır.
- Seyyid
Abdülkadir Geylani (ks)
- Seyyid
Abdürrezzak Geylani (ks)
- Seyyid
Ebu Salih Nasr Geylani (ks)
- ……
- Ahmed
errumi (ks)
- İsmail
errumi (ks)
- Hz.
Pir’in (ks) yolunu devam ettiren mübarek çocuklarının yanı
sıra , başka hulefası da mevcuttur. Bunların en
meşhurları;
- Ebu
Medyen Mağribi
- Ebul
Abbas Arif
- Sıdk
Bağdati
- Beka
bin Batu
- Ali
bin Hiti
- Muhammed
bin Evani
- Ebu
Suud bin Şıbli
- Kadibulban
Musuli
- Yunus
Kassab bin Haşimi
-
-
- Seyyid Abdürrezzak Geylani
(ks);
- Gavsülazam
Muhyiddin Seyyid Abdülkadir Geylani’nin (ks) oğlu olup Hicri
528 yılı, Zilkade ayında dünya alemine ziynet verdi.
- Küçük
yaştan itibaren mübarek babalarının manevi terbiyesi altında ve
rahle-i tedrisatında maddi ve manevi ilimleri tahsil
ile kemale erişmiş, Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) yolu,
ekseriyetle O’nun (ks) ve O’nun(ks) mübarek soyundan gelen Seyyid
Şerifler vasıtası ile yeryüzünde yayılmış, nice münkirlerin
iman ile şereflenmesine vesile olmuş ,İslam aleminin her tarafında
Hak aşıklarını,derya-yı ehadiyyetten kana kana içirmiş , mübarek
cedleri Kainatın Efendisi Hz.Muhammed Mustafa’ya (sav) yakınlık ve
muhabbet ufuklarında , velayet semasının cihanı aydınlatan
güneşleri yapmıştır.
- Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks),
mübarek babalarına çok yakındı.Hz.Şah Abdülkadir Geylani’den (ks)
pek çok rivayetlerde bulunmuş, O’nun (ks) hayatında geçen pek çok
olayı nakletmiştir. O’nun (ks) vaazlarını kendi elyazısı ile kitap
haline getirmiştir.Babasının son hac seferinde hac kafilesini
idare etmiştir.
- Bağdat’ın
doğusunda bulunan ‘Hilbe’ şehrine nisbetle kendilerine ‘Hilebi’
denmiştir.
- H.630
Yılı Şevval Ayında Bağdat’ta dar-ı bekaya rıhlet
etmiştir.
- Vefat
ettiği günü takip eden gün sala okunmuş, halk her taraftan gelip
toplanmış, cenazesi şehrin dışına çıkarılarak ,orada on binlerce
kişi tarafından cenaze namazı kılınmıştır.Sonra ‘errasafe’
camisine omuzlarda taşınmış, orada da namazı kılınmıştır.
Daha sonra halifeler türbesinin kapısına getirilip orada da tekrar
namazı kılınmıştır. Son olarak Dicle nehrinden geçirilip
‘Babı harim’e’ getirilip orada da namazı kılınmış, böylece ,
O’nu(ks) çok seven ve O’nun(ks) cenaze namazına iştirak
etmek isteyen ve Bağdat şehrinin muhtelif yerlerinde bulunan
insanların arzusu yerine getirilmiş , neticede ‘ Hilbe’
denilen mevkide ‘Ahmet’ kabristanı’na defnedilmiştir.
- Tarihçiler,
O’nun (ks), Çok doğru, son derece güvenilir, Peygamberimiz’in(as)
Hadis-i Şeriflerini son derece iyi kavrayan ve Hadis bilgisi
dorukta olan bir Muhaddis , Hanbeli mezhebinde fetva veren
kudretli bir fıkıh alimi, Kur’an-ı Kerimin lafzını ve yüce
anlamını cem eden kurra bir hafız, kendini Hakk’a
kulluğa adamış zühd, vera ve takva sahibi bir zat-ı alikadr
olduğunda sözbirliği etmişlerdir.
- Pek
güzel bir el yazısına malikti.Hadis rivayet etmeyi ve talebelerini
çok seven Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks), Başta Hadis ilmi olmak
üzere çeşitli ilim dallarında ders okutmuş, pek çok öğrenci
yetiştirmiştir..
- Şemseddin
- Abdurrahman
- Kemal
Abdurrahim
- Ahmet
bin eşŞeyban
- İsmail
el Askalani
- İshak
bin Ahmet
- Ali
bin Ali hatib
- Abdürrezzak’tan(ks)
icazet alan alimlerdendir.
- Eddenisi,
- İbnünneccar
- Eddıya
- Ennecib
- Abdüllatif
- Ettaki
el Beldani
- Seyyid Abdürrezzak’tan (ks) rivayet eden
alimlerdendir.
- Vera
, Zühd ü Takva , şahsiyet ve izzeti nefis sahibi bir
Hak Dostu olan Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks), son derece cömert
idi. Cumalar hariç , ibadet için evine kapanırdı. Haya ve edebi
son derece yüksekti. Her anı ,Cenab-ı zülcelal vel kemal
hazretlerinin murakabesi ile geçen, her yönüyle Hz.Muhammed
Mustafa’nın (sav) Ahlakı ile ahlaklanmış , fakru zarurete gayet
mütehammil, zahid, abid, kanaat ve iffet sahibi, Selefin yolundan
giden şerifül menzile yüce bir veli idi.
- O’nun(ks)
mübarek sohbetlerinde pek çok veli yetişmiştir. Bu zat-ı şerifler
Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) manevi iklimini dünyanın her
tarafına taşıyan veliler kervanına rehberlik eden güzide
şahsiyetlerdir.
- Seyyid
Ebu Salih Nasr Geylani(ks)
- Seyyid
Abdullah elHüseyni (ks)
- Seyyid
Osman Geylani (ks),
- Seyyid Abdürrezzak Geylani’den (ks) icazet
alan büyük velilerden bazılarıdır.
- Bir
gün ,Hz Abdülkadir Geylani (ks)
,mecliste halka ateşli konuşmalar yapıyordu.Bir Ara
'Benim bu söylediklerimi, Kafdağı arkasında, kalbleri
Hazretül Kudsün yanında bir topluluk dinlemektedir.Başlarındaki
giysileri, neredeyse Rablarına olan şevklerinden tutuşup yanmak
üzeredir. Mecliste oturanlar arasında bulunan Seyyid Abdürrezzak
(ks) başını semaya kaldırıp bakınca durumu müşahade etti.Başlığı
tutuşup yanmaya başladı. Hz. Şah Abdülkadir Geylani (ks) kürsiden
indi ve onu söndürdü.Ve 'Ey Abdürrezzak! Sen de onlardansın,
gördüklerini anlat ' buyurdu. Seyyid Abdürrezzak (ks) biraz
düşündükten sonra gördüklerini anlatmaya başladı.'Başımı kaldırıp
göğe bakınca birçok kimsenin huşu içinde babamı dinlediklerini
gördüm.Kimisinin elbisesi, tutuşmuş yanıyor, kimi feryad ediyor,
kimi düşüp bayılıyor, kimi korkudan titriyordu'
- Ve
yine Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks ) nakleder ki;
- 'Babam
hacca gittiği sene ben de onunla beraberdim. Zamanın kutuplarından
, Meşayıhın büyüklerinin şeyhi, Ariflerin önderi,zahiri
kerametler, yüce makamlar ve övünülecek haller sahibi Şeyh ibni
Merzuk’la, Mağrib meşayıhlerinin önderi, Ariflerin
büyüğü, muhakkıkların imamı , yüce makamlar ve haller sahibi,
kerametlerin sudur ettiği büyük veli Şeyh Ebi Medyen
Mağribi arafatta Babam’la buluştular.Ondan(ks) bereket hırkasını
alıp giydiler. Onun önünde diz çöküp pek çok bilgi
edindiler.'
- Seyyid
Abdürrezzak (ks), babası Hz.Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks) ,
velayet halinin kendilerine ne zaman nasib olduğundan sual
etti.Hz.Şah Abdülkadir (ks), cevaben;
- ’10
yaşımda iken yolda ve mektebte etrafımda melekleri
görürdüm.Melekler beni gördükçe ‘Şu Allah’ın(cc) dostuna yer açın
derlerdi. Yine bir gün melekler bu şekilde konuşurlarken, kalb
gözü açık bir zat, ‘bu çocuk kimdir?’ diye meleklere sordu,
melekler de ‘bu çocuk mertebesi çok yüksek bir veli olacaktır’
diyerek cevap verdiler, o zaman velayete namzed olduğumu anladım’
buyurdular.
- Seyyid Abdürrezzak Geylani(ks),
İslam Tarihinde , ‘Ebu Bekir’, ‘Sıracül Irak’, ‘Cemalül eimme’,
‘Fahrül Huffaz’, ‘Şerefül alam’,’Kıdvetül Evliya’ ,‘Cemalül Irak’,
‘Es sufi’, ‘Tacüddin’, ‘Şeyhul Kıdve’, El Hafız’, gibi
isimlerle anılmıştır.
- Seyyid
Abdürrezzak (ks), Reşadet ve kudret-i kerametle temeyyüz
etmiştir.Cenab-ı Abdürrezzak (ks) , ‘Cemalül Irak ‘ lakabı ile
mahzar-ı tebcil-i ehl-i tariktir.
- Seyyid
Abdürrezzak (ks), Gavsül Azam, Muhyissünneti veddin, Gavsü rabbil
alemiyn,Gavsüssekaleyn, Gavsüssemedani, Kutburrabbani, Mahbubu
sübhani, Kandilünnurani,Bazül eşheb, Eşşeyh Esseyyid Eşşerif
Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks) açılan bir büyük
kapıdır.
- Bu
yüce kapı öyle bir Muhabbet okyanusuna açılır ki, o gönül
okyanusunun sahibi ,
- ‘Önceki
güneşlerin hepsi battı ve gitti, bizim güneşimizse
batmayacak ebedi’
- ve
- ‘Bu
ayağım bütün evliyanın boynu üzerindedir ‘
- buyurarak
, Seyyid Ahmeterrufai’nin (ks) ifadesi ile bir Rabbani emri yerine
getirmiştir.
- Ariflerin
önderi Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaeddin-i Buhari (ks), kalbine ,
‘Allah(cc)’ ism-i celilini nakşedenin ,alem-i manada Hz. Şah
Abdülkadir Geylani (ks) olduğunu, bu sayede gönül aleminin açılıp
müşküllerin çözüldüğünü belirtmekle,
- Hindistan
Velilerinin büyüğü, Ariflerin sertacı, İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk
Serhendi de (ks), Mektubatının 3. cilt 123. mektubunda ,
‘Oniki İmamın vazifesinin yani velayet yolunda Hakka vuslat
edeceklere ulaşacak feyz, rüşd, hidayete vesile olma işinin
,kıyamete kadar ,Hz.Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks)
yüklenildiğini’, ifade buyurmakla bu emri rabbaninin
delalet ettiği manaya işaret etmişlerdir.
- ‘El
erbeıyne an erbeıyne Şeyhan fil Hadis’
- ‘Celayilülhatır
min kelami şeyh Abdülkadir.’
- Seyyid
Abdürrezzak’ın(ks) eserlerindendir.
- ‘Celayilülhatır’
adlı eser, ‘Keşfüzzünun’da’ zikredilmiştir.İçeriğinde iki meviza
vardır. Birinci mevizası Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks)
‘Fethürrabbani’ adlı eserindeki 59. meviza ile ikinci mevizası,
‘Fethürrabbani’nin 57. mevizası ile aynı tarihi
taşımaktadır.
- Eser,
Süleymaniye kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi, Nr.685 de
bulunmaktadır.
- Seyyid Abdürrezzak(ks) , Hz.Şah
Abdülkadir Geylani’nin(ks) vaazlarını yazarak cem etmiş ,onları
kitap haline getirmiştir. ‘Fütuhul Gayb ‘ adlı eser, Hz.Şah
Abdülkadir’in (ks) 78 vaazının , Seyyid Abdürrezzak (ks )
tarafından yazılıp kitap haline getirilmesi ile
oluşmuştur.
- Fütuhul
Gayb’ adlı eser, Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) menakıbını
içeren ‘Behcetül esrar, Kahire,1304’ adlı eserin sayfa
kenarlarında yayınlanmış, eserin sonuna , Hz.Şah
Abdülkadir’in (ks) , Seyyid Abdürrezzak’a (ks) son vasiyeti,
şeceresi, akide-i diniyyesi ve yazdığı kasideler ilave
edilmiştir. Futuhul Gayb’ adlı eser, İbni Teymiyye tarafından
‘Şerhu Kelimatı min Fütuhul Gayb ‘ adı altında şerhedilmiş,
‘Camiurresail, Cidde, 1984 ’ adlı eser bünyesinde
yayınlanmıştır.
- Tasavvuf
yolu ,Hz. Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocukları ve torunları
vasıtası ile yayıldığı için , Seyyid Abdürrezzak’ı (ks) anlatırken
O’nun (ks) çocuklarını ve torunlarını da zikretmek yerinde
olacaktır.Her biri hidayet rehberi olan bu Ehl-i Beyt-i
Resulullah’ın (as) İslam’ı tebliğ ve füyuzat-ı muhammediyyeyi ,
insanların (as) kalblerine nakşetmek için vakf-ı can etmelerinin
tarihe düşen kayıtlarının , yeterince araştırılıp ele
alındığını söylemek mümkün değildir. Bu zevat-ı kiram Cenab-ı Zül
Celal’in kullarına özel bir ihsanıdır dense sezadır. Bu Zatlar,
hem Seyyid,yani Hz.Hüseyin(ra) soyundan hem de şerif
yani Hz.Hasan(ra) soyundan gelmektedirler. Geylaniler ,Ehl-i
Beyt-i Resulullah’ın (as) , karabet ve zühd ü takva yönünden
Hz.Peygamber’e (as) en yakın olanlarıdır.
- Hz.Şah
Abdülkadir Geylani’nin (ks)( H.470-561) cihanı aydınlatan 10
çocuğu vardır. Seyyid Ebubekir Abdülaziz (Vefatı 602-Cibal),
Seyyid Abdülcebbar (V 575-Bağdat), Seyyid İbrahim (V 592- Vasıt) ,
Seyyid Abdullah (V 598 Bağdat), Seyyid Yahya (V 600- Bağdat) ,
Seyyid Musa (V 618 Suriye-Şam-Sefhkasyon), Seyyid Abdülvehhab (V
593 Bağdat) , Seyyid İsa (V 573 Mısır) , Seyyid Şemsüddin Muhammed
(V 600 Bağdat) , Seyyid Abdürrezzak (V 630
Bağdat)
- Seyyid
Abdülvehhab (ks) babasının medresesinde O’na (ks) vekaleten ders
okuttu.Pek çok veli yetiştirdi.Fetvada kalemi eşsiz, edip, fasih,
cömert bir zat-ı şerifti.
- Seyyid
Abdürrezzak(ks), Seyyid Muhammed(ks), Seyyid Abdülcebbar (ks)
Bağdat’ta ilim öğretmiş, Hadis okutmuş, irşad faaliyetlerini
sürdürmüşlerdir.
- Seyyid
İsa (ks), Şam ‘da ve Mısır’da irşad faaliyetlerinde bulunmuş, ilim
öğretmiştir.
- Seyyid
Abdülaziz(ks), Askalan’da gazada bulunmuş, Küdsü şerifi ziyaretten
sonra Cibale yerlermiş, orada irşad faaliyetlerinde
bulunmuştur.
- Seyyid
İbrahim (ks), Vasıt’ta, Seyyid Yahya(ks) Mısır’da, Seyyid Musa
(ks) Mısır ve Suriye’de irşad faaliyetitlerinde
bulunmuşlardır.
- Bu
kadri yüce zatların her biri ve onların torunları , din-i
mubin-i islamı , bütün yeryüzüne yaymak , tüm insanlığa , Hz.
Muhammed Mustafa’nın (sav) muhabbetini, taşımak için azimle
çalıştılar.Her biri , insanların yolunu aydınlatan birer hidayet
yıldızı oldular.
- Seyyid Abdürrezzak Geylani'nin (ks)
soyundan gelen zevat-ı kiram , Kalaidül Cevahir adlı
eserde belirtildiği kadarı ile aşağıdaki şemada
gösterilmiştir.
-
- Seyyid Abdürrezzak Geylani’nin (ks)
,çocukları ;
- Seyyid
Ebu Salih Nasr( V 633 Bağdat)
- Seyyid
Abdurrahim (V 606 Bağdat)
- Seyyid
Fadlullah (V 656 bağdat)
- Seyyid
İsmail ( Bağdat)
- Seyide
Aişe
- Seyide
Saadet’ dir
-
- Seyyid
Ebu Salih Nasr (ks) (Ö.633/1235) , Başta Fıkıh ve
Hadis olmak üzere diğer ilimlerde de payesi olan , zühd ve takva
sahibi bir zat idi. Bağdat’ta ‘kadıyülkudatlık’ vazifesi , halife
tarafından kendisine tevdi edildi. Bütün ülkenin kadısı
oldu.Dedesi Hz.Şah Abdülkadir’e (ks) çok
benzerdi.‘İrşadülmübtedin’ adlı bir fıkıh kitabı
yazdı.
- Seyyid
Abdürrezzak’ın (ks) diğer çocukları gibi, kızları da maddi ve
manevi ilimleri tahsil ile kemale ermiş, alime, saliha, zahide
idiler. Seyide Aişe, hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.Seyyid
Nasr’ın (ks) oğlu Seyyid Muhammed’in (ks) oğlu Seyyid Ahmed’in
(ks) soyundan gelen zatlar Suriye’nin ‘Hama’ şehrinde yaşamış,
Seyyid Alaadin Ali (ks) hariç, hepsi ‘Hama’ şehrinde vefat
etmişlerdir. Seyyid Alaadin Ali(ks) , Kahire’de vefat etmiştir.Bu
zatlar Suriye ve Mısır’da irşad faaliyetlerinde
bulunmuşlardır. Tarihçiler, tasavvufu Pengal’de
neşredenlerden birinin de Seyyid Abdürrezzak’ın(ks) torunlarından
‘Şah Kumeys’ olduğunu yazarlar.Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks)
torunlarından Seyyid Seyfeddin’in ,Sind ülkesine göç edip 10 yıl
süren bir çalışma ile 700 den fazla ailenin İslam’la
şereflenmesine vesile olduğu bilinmektedir.
-
Seyyid Dede Osman Avni Baba
Rehavi (ks)
;
-
Urfa’da yetişen büyük mütefekkir ve mutasavıflardandır.
Doğum tarihi bilinmemektedir.Babasının adı Ebdal
Muhammed (ks), dedesinin adı Eyyub (ks), büyük dedesinin
adı Bekir’dir (ks).Seyyid olup, bütün fertleri
mutasavvıf olan bir ailenin çocuğu olarak bu şuhud
alemini şereflendirmiştir.Hayatını Urfa’da Mevlid-i
Halil Dergahında , insanları irşad ile geçirmiştir.O
zamanlar Halep vilayetinin Urfa Sancağında bulunan
Mevlid-i Halil Tekkesi Vakfından kendilerine senelik
1500 kuruş tahsisat ayrılmıştı.1814 yılında babası Ebdal
Muhammed (ks), bu fani alemden göçtü.Mevlid-i Halil
Dergahında bulunan kabirlerin ikisinin, kardeşlerine ait
olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri, 1814 yılında
vefat eden Eyyub Efendi (ks), ikincisi, 1867 yılında
vefat eden Sofi Muhammed Efendidir (ks).1883 yılında bu
fenaya veda eden Dede Efendi (ks), cedlerinin de
bulunduğu ,Hz.İbrahim (as) Dergahının avlusundaki küçük
kabristana defn olunmuştur.Hayatını zühd ve takva ile
geçiren Dede Osman Avni’nin (ks) vefat ettiği zaman
hayatta çocuğunun bulunmadığı kaynaklardan
anlaşılmaktadır.Dede Efendi (ks) ile mübarek cedlerinin
ve hulefasının medfun bulunduğu bu küçük kabristan ,
Hz.İbrahim’in (as) dünyaya teşrif buyurdukları mağara
ile dergah hücreleri arasında , Mevlid-i Halil Camisi
avlusunun güneyinde yer almaktadır.Bu kabristanda sekiz
kabir vardır.İki kabirde mükerrer defin
yapılmıştır.Kabristanın girişindeki tarihi kitabede
şöyle yazılıdır.
“Burası sırrı yüce olsun , bütün evliyanın sultanı
Gavsülazam Hz. Abdülkadir Geylani’nin pak dergahıdır”
Dede Efendi’nin (ks) Kabri, bu mübarek mekanın önünde ve
doğusundadır.
Dede Efendi’nin(ks) yaşadığı ve irşad faaliyetlerini
sürdürdüğü bu mübarek makam için pek çok mutasavvıf
şair, medhiyeler kaleme almıştır.Urfa’lı Şair Nabi’nin
bir nazmı bu makamın kitabesinde ilgi çekicidir.Bu
nazmın sadeleştirilmiş hali şöyledir.
“Burası Allahu Teala’nın yarattığı beldelerin hayırlısı
olan Ruha şehridir.Bu makam Kudsi Hicaz’dan gayrı bütün
makamlardan yücedir..Güzellik ve şerefte bu makam
gönülleri cezb eder.Burası Enbiyanın ceddi olan
Allah’ın(cc) Halili’nin (as) doğduğu yerdir.Burası ,
Halil'e (as) serin ve selamet olan Ruha’dır.”
Dergah, Tasavvuf Büyüklerinin ikamet edip, irşad
faaliyetlerini sürdürdükleri veya kabirlerinin bulunduğu
yer anlamına gelen tasavvufi bir deyimdir.
Urfa’daki bu makam, konumu ve manası ciheti ile Mekke-i
Mükerreme’yi hatırlatmaktadır.Kabe’nin mimarı Hz.
İbrahim’in (as) doğduğu mağara , bu kutsal mekanda yer
almaktadır.Bu mağaranın batısında Osmanlı dönemi
Mimarisi olan Mevlid-i Halil Mescidi vardır. Bu mescidin
ön yüzündeki kitabedeki tarihi mısralar bugün hala
dergahlarda okunan şu güzel sözleri ihtiva etmektedir.
Cirağ-ı mescid , mihrab-ı minber
Ebubekir ,Ömer , Osman ü Haydar
Mağaranın doğusunda, Dede Osman Avni ‘ye (ks) ait
emanetlerin sergilendiği küçük bir hücre vardır.Dede
Efendi’nin (ks) günümüze kadar ulaşabilen
sancakları,muinleri, tesbihi,külahı,tacı,keşkülü,
şamdanları Mevlid-i Halil Medresesine vakfettiği
Aşıkpaşa’nın ‘Garibname’ adlı eseri bu hücrede ziyarete
açıktır. ‘Garibname’nin’ vakfiyesinde,
“Aşıkpaşa ismindeki bu kitabı Ceddülenbiya Makamının
hizmetçisi ,Şeyh Dede Osman Er-Ruhavi (ks) Cenab-ı
Hakkın rızası için Mevlid-i Halil Medresesine
vakfetmiştir.Okumak isteyen bundan men edilmemelidir. Ve
buradan dışarı ancak kuvvetli bir rehin ve kefil
karşılığında çıkarılabilir ” yazılıdır.
Burada aynı zamanda Hz.Resulullah’ın (as) Sakal-ı
Şerifleri de bulunmaktadır. Bu hücrenin doğusunda , Dede
Efendi’ye(ks) ve diğer Kadiriyye Ricaline ait kabirlerin
bulunduğu küçük bir kabristan ile bitişiğinde medrese
odaları yer almaktadır. Bütün bu külliyeye dergah adı
verilmiştir.
Dergahta bulunan kitabeler ile tercüme ve
sadeleştirilmiş halleri şöyledir.
1-Dede Efendi’nin (ks) Kabri:
Kabrin baş dikmesinde,
“Haza kabrü el merhum el mağfuru lehu, hadimü hazel
makamil mübarek , el mukbilu alellah vel mu’ridu ammen
sivahu, Eşşeyh Esseyyid Dede Osman Avni ibni Eşşeyh
Esseyyid Ebdal Muhammed Baba, kad intekale min daril
fena ila daril beka bi nidai irciı, fi Şehri Zilkade
eşşerife, sene 1300”
yazılıdır.
“Bu Kabir günahları bağışlanmış,hakkın rahmetine
kavuşmuş ,bu mübarek makamın hizmetçisi , Allah’a (cc)
yönelmiş,Ondan(cc) başka her şeyden i’raz etmiş, Eşşeyh
Esseyyid Ebdal Muhammed Oğlu Eşşeyh Esseyyid Dede Osman
Avni’nindir. irciı nidası ile 1300 senesi Şerefli
Zilkade Ayında fena aleminden beka alemine intikal
etti.”
Kabrin ayak dikmesinde,
“Günahım çok mukirrim ya ilahi, ümidim geru sen
perverdigare,ilahi red kılma mürüvvetinden,kapına
gelmişim ben yüzü kara, günahkarım deyu derviş ümidin
kesme, Muhammed Mustafa (as) gibi şefaatkarımız
vardır.Katre-i eşkimle Rumi fevt tarihin verdim .Kurb-i
Hakkı tuttu menzil-i münevver-i Osmani,Hüvel Hayyül
Baki, irham hali ya Munis ya Selam”
“Ya İlahi günahım çok, bunu ikrar ediyorum.Ümidim
terbiye edip kullarını rızıklandıran sanadır.Kapına
yüzüm kara geldim.Beni ihsanından red kılma ! Ey derviş!
Günahkarım diye ümidsiz olma ! Hz.Muhammed Mustafa (as)
gibi bir şefaatçımız vardır. Gözyaşımın damlası ile rumi
vefat tarihini verdim.Osman Efendi’nin nurlu menzili Hak
yakınlığını tuttu.O Allahü Teala Hay ve Bakidir. Halime
merhamet et.! Ya munis ya Selam!”
2-Bu Derviş Eyyub’un(ks) oğlu, Merhum Ebdal Muhammed’in
(ks) kabridir.1129 yılı Rebiülahir Ayında vefat etti
3-Bu ,Bekir’in oğlu, fakirin hizmetçisi merhum ve mağfur
Derviş Eyyub el Kadiri’nin(ks) kabridir.Allah(cc)
,kabrini nurlandırsın.1195 yılı şerefli Zilhicce Ayında
Allah’ın(cc) rahmetine kavuştu.
4-Bu,Molla Muhammed’in oğlu Merhum Dede İbrahim’in(ks)
kabridir.Allah(cc) kabrini nurlandırsın.1120 senesinde
vefat etti.
5-Bu, mübarek makamın hizmetçisi Evliya Mustafa’nın(ks)
oğlu Merhum Sofi Muhammed’in(ks) kabridir.1304 yılında
fena aleminden beka alemine göçmüştür.
6-Bu, Derviş Ebdal Muhammed’in(ks) oğlu Derviş Seyyid
Eyyub Efendi’nin(ks) kabridir.Allahü Teala ikisine de
rahmet eylesin.sene 1229
İkinci defin, Derviş Esseyyid Ahmet (ks) oğlu Derviş
Esseyyid Hafız Süleyman Efendi (ks) , 1272 yılı Zilhicce
Ayında vefat etti. Allah(cc) rahmetine gark etsin.
7-Bu Derviş Ebdal Muhammed’in(ks) oğlu Sofi Muhammed’in(ks)
kabridir.1282 yılında Allah’ın(cc) rahmetine kavuştu.
8-Bu Müslim’in Oğlu, mübarek makamın hizmetçisi Merhum
Esseyyid Derviş Halil Hafız Efendi’nin(ks) kabridir.Allahü
Teala (cc), Seyyidel mürselin hürmetine kabrini
nurlandırsın ve Ondan razı olsun.1325 yılı Zilkade
ayında vefat etti.
İkinci defin, “Dede Osman Avni Efendi’nin(ks) Halifesi
Antep’li Mustafa Baba’nın(ks) kabridir.Sene 1340
Cemaziyelevvel”
Seyyid Abdürrezzak(ks) ve Seyyid Ebubekir Abdülaziz (ks)
,Hz. Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocuklarıdır.
Kadiriyye yolu ,ekseriyetle, Hz.Pirin (ks) çocukları
vasıtası ile neşrolunmuştur.
Seyyid Ebubekir Abdülaziz 'den (ks) gelip Eyyub Urfevi
(ks) vasıtası ile Dede Osman Avni Baba 'ya (ks) ulaşan
silsilede , Eyyub Urfevi 'nin (ks) mürşidi olduğu
anlaşılan , Aliyyül Kadiri (ks) , silsilede adı geçen
diğer cedleri gibi, Bağdat’ta Nakibul Eşraf ve Kadiriyye
vakfı mütevellisi idi.1289 da vefat etmiştir.Kabir
taşında,
“Hz.Resululllah (as) efendimize daima bağlı kalmış,ahiret
gününün korkusu ile Cenab-ı Hakkı fasılasız düşünmekle
geçen ömrünü daima büyük ceddi Gavsül Azam’ın(ks)
eserlerini payidar kılmaya harcamıştır.Süleymanül
Kadirinin oğlu Aliyyül Kadiri burada medfundur “
yazılıdır. Aliyyül Kadiri’nin(ks) neseb-i alileri şu
şekilde belirtilmektedir.
“Eşşeyh Esseyyid Abdülkadir Geylani’nin(ks) oğlu, Seyyid
Abdülaziz (ks) neslinden, Seyyid Zeynüddin-i Kebir (ks)
oğlu Seyyid Veliyüddin Kadiri (ks) oğlu Seyyid Nuruddin
Kadiri (ks) oğlu Seyyid Hüsamüddin Kadiri (ks) oğlu
Seyyid Muhammed Derviş (ks) oğlu Seyyid Zeynüddin Kadiri
(ks) oğlu Seyyid Mustafa Kadiri (ks) oğlu Seyyid
Süleyman Kadiri (ks) oğlu Seyyid Aliyyül Kadiri (ks) ..”
Seyyid Abdürrezzak'tan (ks) gelen silsile, Büyük
Mutasavvıf , Edip Ziyaeddin Abdurrahman Halis (ks)
vasıtası ile Dede Efendi'ye (ks) ulaşmıştır.
Tasavvuf Dergisinde , Haydarizade İbrahim Efendi, O’nu (ks)
şöyle anlatır.
“Ziyaeddin Abdurrahman b.Ahmed b. Mahmud (ks) 1212
tarihinde Kerkük’te madde aleminin şerefini artırmış, 63
yıl yaşadıktan sonra değerli bir misafiri olarak
bulunduğu şu geçici dünyaya 1275 tarihinde veda ederek
yüce cennetlere giriş kapısı olarak kabul ettikleri
hakikat feyizlerinin yeri olan dergahında toprağa
verilmiştir. Ziyaeddin Abdurrahman (ks), nuru bütün
aleme yayılan, Hazreti Resulullah ‘a (as) ait
özelliklerden tam anlamıyla pay sahibi olan kamil ve
ariflerden olması sebebiyle, sufilerin yüksek ve derin
düşüncelerine daldıkları zaman gayretinin büyüklüğü ve
manevi halleri o kadar yücelirdi ki, lahut alemine ait
hakikatleri anlatan lisanları;
Ben öyle bir kuşum ki her akşam ve sabah Benim ıslığımla
( ötüşüme karşı ) arş dile gelir,diyerek ariflere
yakışan bir övünme ile şakır, bir olgunluk derecesine ve
bir yüce makama yükselirdi.Dostları ile bir mecliste
sohbet esnasında dahi o kadar hoşgörülü, tatlı dilli,
düzgün ve açık lisanlı olur, fikir ve vicdan hürriyetine
o kadar sahip bulunurdu ki ;
Ey Urfi! İyi ve kötü insanlarla öyle yaşa ki öldükten
sonra müslüman seni zemzemle yıkasın, Hintli yaksın,
ahlak kuralını benimsediği her hal ve davranışından
anlaşılırdı.Her sabah ve akşam, hakikat yolunun
dergahının sofrasında, ihsanlardan kısmetini alan birkaç
yüz fakirin arasında müslüman olmayan milletlerden dahi
bir çok ihtiyaç sahibi bulunurdu. Hatta bir gün o
fakirlerin arasında bulunan bir mecusi gezginin,
kendisine ait dini töreni dergahın içinde yerine
getirdiği, şeyhin bazı bağlıları tarafından görülerek
hakkında dergahtan kovma ve azarlama gibi bir işe
girişilmişse de Abdurrahman Hazretleri (ks) buna engel
olmuştur.
İfadelerimiz çeşitli, senin hüsnün ise tektir. Hepsi bu
cemale işaret ediyor.
Hele soyluluk ve el açıklığında;
Nazar sahiplerinin yanında Süleyman’ ın mülkü
hiçtir,belki Süleyman, mülkten azade olan kişidir,
sözlerine tam uygun olup, onun yanında dünya ile ilgili
mal ve süslerin zerre kadar üstünlüğü ve değeri yoktu.
Çok kereler iyilik ve bağış eteğini arayıp bulma ümidi
ile yüksek huzurlarına yüz süren ihtiyaç sahiplerine
verecek para bulunmadığı zamanlar, dünyaya ilgisine
sebep olarak gördüğü elbiseden bile vazgeçerek bağış
buyururlardı. Bulunduğu, Hakkı bilme yolunun süslenme
sebebi ve belki de tamamlayıcısı olan şiir sanatında
dahi son derece güçlü idi. Şiirlerinin toplandığı,
‘Halis Divanı’ adlı kitabın okunup incelenmesinden de
anlaşılacağı gibi, şiir sanatında en çok, Mevlana
Celaleddini Rumi, Nur Ali ve Mağribi gibi tasavvuf ehli
şairlerin en büyüklerinin tuttukları yola bağlı kalmayı
daha çok tercih etmiş olduklarından dolayı, inciler
saçan şiirleri baştan başa hakikatin manevi hazzı ile
doludur. Bereket ve mutluluk sebebi olsun diye o nefis
şiirlerinden birkaç mısra aşağıda verilmiştir.
Her nereye baksam gerçek maksadım senin yüzündür,
Fakat gözyaşı ile dolu iki gözümde senin hayalinden
başka bir şey bulamam,
Hangi toprağa ibadet maksadıyla alnımı koysam
Taptığım ve maksadım sen, varlığım ve secde ettiğim
sensin,
Kısaca sözü, insanlık kitabının hangi bir sayfasına
getirirsek, Abdurrahman Hazretlerinin sıfatlanmış
oldukları ahlakla ilgili faziletlerini hakkı ile
açıklayabilmek imkansız olması nedeniyle, kendilerinin
hakikat aleminin ne kadar büyük bir kamil eri olduğunu
anlayabilmek için, zamanın alimlerinin en ileride
bulunanlarından ve edebiyatçıların en büyüklerinden
bulunan Berzençli Kadı Hüseyin’ in, Abdurrahman (ks)
hakkında görüş duygularını açıklayıcı olmak üzere,
düşüncelerini güzel ve noksansız bir şekilde dile
getirdiği bir paragrafını kendime delil olarak alıyorum.
Gördüğümüzü Gördük!
Tekkenin baş köşesinde bir Pir oturuyordu
Dervişlik makamında sanki bir emir idi
Cemalinden bir ışık saçılmış, yanındakiler o nurla
aydınlanmışlardı.
O baştan ayağa Zühre Yıldızı gibi nurdur
Sanki bütün sürurun özü odur
Derdi olan eğer yüzünü görse can ü gönülden sevince gark
olur.."
'Nigara ' Gazeli, O'nun (ks) arifane eş'arındandır.
Nigârâ mülk-i cismim kenz-i ‘aşkınçün harâb ettim
Anı cânım yerine kalbde nâib-i menâb ettim
Derûn-i sînemi pâk eyledim ağyâr nakşından
Gönül kâşânesin ‘aşk-ı ruhınçün müstetâb ettim
Beyâbân-ı talebde pertev-i hüsnün şuâ’ından
Tenim baştan başa cevvâle-i mevc-i serâb ettim
Şarâb-ı nâbe ger meyl eylesem ma’zûr tut zâhid
Ki ben meyhanede pîr-i mugâna intisâb ettim
Cihânın gülşenine gelmemiş hüsnün gibi bir gül
Anınçün ‘âlem içre ‘aşk-ı hüsnün intihâb ettim
Hubâb-ı sakfı gerdûne ulaşsa himmetim nola
Ki ‘ömrüm sarf-ı râh-ı bir şeh-i ‘âli cenâp ettim
Medâris içre Hâlis görmedim ben ‘aşk sevdâsın
Anınçün ‘ilmimi meyhânede rehn-i şarâb ettim.
________
*Tasavvufi Şiirlerde , Pir-i Mugan: Mürşid-i Kamili ve
Meyhane: Aşkın Pazarını, Sembolize eder.
Dede Efendi’nin (ks) adları tesbit edilebilen üç
halifesi vardır.Bunlar ,
Urfa’lı Halil Hafız (ks), Antep’li Mustafa (ks) ve
Kövenk’li Hacı Ömer Hüdayi’dir (ks).
Urfalı Halil Hafız (ks) ,1832 de doğmuştur. Babasının
adı Müslim ,annesinin adı Ümmühan’dır.1907 yılında vefat
etmiştir.7 Şubat 1880 tarihinde Dede Efendindin
vefatından üç yıl önce Mevlid-i Halil Camiine imama
tayin edilmiştir.İmam tayin oluşu ile ilgili berat
şöyledir.
“Yüce Vakıflar Nezaretine bağlı vakıflardan Urfa’da
bulunan Mevlid-i Halilürrahman Cami-i Şerifi ve
Vakfından olmak üzere günlük 5 akçe vazife ile imamlık
vazifesini yürüten Seyyid Abdullah’ın ve daha sonra da
oğlu Abdurrahman’ın dahi çocukları olmadığı halde vefat
etmeleri sebebi ile halen bu hizmeti eda eden ,
salihlerin özü, Hafız Halil’in kusursuz hizmet etmek
şartı ile 1397 senesi Sefer Ayı yirmi üçüncü günü bu
berat verilmiştir.”
Hafız Halil’in (ks), Dede Efendi’den (ks) sonra,dergahta
resmi irşad yetkisi isteyen ve Dede Osman Avni(ks)
hakkında önemli bilgiler ihtiva eden dilekçesi şöyledir.
“Hakir duacınızın yüce kapıya arzı şudur ki,Vakıflar
nezaretine bağlı , Halep Vilayeti dahilindeki Urfa
Şehrinde, Halilürrahman Gölü civarında bulunan , Mevlid-i
Halil Aleyhisselam Tekkesi vakfından olmak üzre senelik
1500 kuruş vazife ile beratsız olarak , eskiden beri
uygulandığı şekilde, mürşidlik vazifesini yerine
getiren, Yüce Kadiri Yolu Halifelerinden , ibadet ve
takvada yücelen büyüklerin meşhurlarından , yetmiş
seneden beri zühd ve takva yolunda varlığını fena
kılmış, Dede Eyyüb Efendi Oğlu Ebdal Muhammed Efendi
Oğlu Mevlana Dede Osman Efendi Hazretleri (Allah onların
sırlarını mukaddes kılsın) bundan önce çocuğu olmadığı
halde vefat etmiş, varlığına ihtiyaç duyulan hizmeti
sahipsiz kalmıştır.Bu sebepten işbu dilekçeyi gönderen ,
Kazancı Mahallesi sakinlerinden olup, Dede Osman Avni
Baba Hazretlerinden terbiyesini ikmal ve maarifi tahsil
ederek izin ve icazet alıp Yüce Kadiri Yolunda Halife ve
Dede Osman Avni Baba’nın vefatından beri bu hizmeti
yürütmekte olan Müslim Efendi Oğlu Hafız Halil Efendi
duacınızın ,yukarıda geçen Urfa Şer’i Mahkemesinden
halen vakıflar müdürü İsmail Efendi oğlu Mustafa Ragıb
Efendi hazır bulunduğu halde toplanan yüce şeri mecliste
, ulema ve meşayıh tarafından kendisine verilen
şahadetname beyan olunmuştur.Bunun üzerine mürşidlik
vazifesini hakkıyla ifaya muktedir ve buna hakkı ve
liyakatı apaçık belli olduğunu hepsi ihtiyar etmiş,
imtihanla da bu husus , mahkemede sabit olmuştur.Adı
geçen mahallenin elli birinci hanesinde bir numara ile
kayıtlı , yazım tarihinde elli bir yaşında olduğu elinde
bulunan evraktan anlaşılan ve bugün askerlik yaşını
geçmiş olduğu dahi, beşinci kolordu, redif sınıfı, otuz
altıncı fırka yetmiş ikinci sancağına mensub yüz kırk
üçüncü alayın birinci Urfa taburunun zabıtları
tarafından tanzim edilen resmi evraktan da açıkça
anlaşılmaktadır. Bu nedenle adı geçen Halil Hafız Efendi
duacınıza kararlaştırılmış şartları tatbik ederek
teveccüh etmeniz ve şerefli yüce beratınızı sadaka ve
emir buyurulmak ricası ile bu dilekçe yüce huzurlanıza
arzedilmiştir.Emir ve ferman Hazreti emir sahibinindir
Bu dilekçe 1303 senesi Cemaziyelahir Ayı yedinci günü
yazıldı.”
Bu Dilekçeye verilen cevapta,
“Salihlerin özü Hafız Halil için mahkemede verilen ilam
ve Şeyhulislam tarafından kılınan işaret üzerine yüce
vakıflar nezaretinden özetle ifade edildiği şekil ve
gereğince fermanım olarak, 1313 senesi Cemaziyelevvel
ayının ondördüncü günü işbu şanı yüce beratımı verdim ve
buyurdum ki; adı geçen Halil Hafız Efendi mürşidlik
vazifesini resmi olarak kusursuz hizmet etmek şartı ile
icra ede..1313 senesi Cemaziyelahir Ayının onbeşinci
günü yazıldı. “
Antep’li Mustafa (ks) 1921 yılında , Hafız Halil
Efendi’den(ks) ondört yıl sonra vefat etmiş aynı kabre
defn olunmuştur.Bu zat vasıtası ile Dede Osman Avni’nin
(ks) yolu Antep’te intişar etmiştir.Bu husus şöyle
belirtilir.
“Antep’teki tarihi Deveci Mescidi’nin İmamı Arap Baba(ks),
Dede Osman Avni Baba’ya(ks) bağlıydı. Deveci Mescidi hem
cami hem de Kadiri Tekkesi idi. Arap Baba(ks), Kuşadalı
İbrahim Halveti’nin(ks) Antep’li Halifesi Aydi Baba’nın(ks)
yeğeni idi.”
Hacı Ömer Hüdayi (ks), Elazığ'ın Kövenk Köyünde
medfundur.
Bazı Mutasavvıf Şairler , Dede Efendi (ks) hakkında
tasavvufi şiirler kaleme almışlardır.
1845 de Urfa’da doğan ve 1915 yılında vefat eden Şair
Şeyh Halid , bir murabbasında,
“Genci gamda kaldı bu Halid yine zar u hazin
Yetmedi maksuda hayfa kim eder ah u enin
Dede gelmiş yüz sürüp dergaha bu kemter kemin
Kıl mürüvvet el gıyas ey bahrı eltaf-ı kerem”
-
Diğer bir Mutasavvıf Şair Urfa’lı Bikeszade Hulusi de şu
mısraları dile getirmiştir.
“Kutb-i alemdir demadem Seyidi Osman Dede
Nur-i azamdır demadem Seyyidi Osman Dede
Zahir u batın yanında bir kuneydil içredir
Ana alemdir demadem Seyyidi Osman Dede
Nefsini alemde ahkar gördü öyle zat iken
Seyr-i ekremdir demadem Seyyidi Osman Dede
Hem keramet hem velayet hırka-yı puşundadır
Derde merhemdir demadem Seyyidi Osman Dede
Kıl kanaat ey Hulusi sana şefidir o zat
Kutb-i alemdir demadem Seyyidi Osman Dede”
Hasılı Seyyid Dede Osman Avni Ruhavi (ks) ,
mutasavvıfların övünç kaynağı,tasavvuf ilminde
mütebahhir, evliyaullahın büyüklerinden ,kerametler
sahibi bir pir idi.Apaçık kerametlere ve yüce makamlara
sahipti.Sırrı açık basireti kuvvetli, duası makbul ,
himmeti yüce, zamanındaki mutasavvıfların imamı, zühd ve
takvada benzersiz,muhakkık bir kamildi.Ariflerin önderi,
saliklerin sığınağı, sırların hazinesi,tarikatın delili,
hakikatın tercümanı idi.Genç yaşında irfan feyzine
mahzar olmuştu.Kalblerin mahbubu , ulema ve sulehanın
merğubu idi.Uşşakı Muhammediyyenin terbiyesine yetmiş
yıl vakf-ı can etmişti.Elinden marifet şarabını içen
nice zatlar ,aşk-ı Hüda ile sermest olmuştu.Manevi
fütuhatlar ile bezenmiş yüce ruhları ravza-i cinana
uçtuktan sonra, Kabr-i Enverleri uşşak-ı İlahinin
ziyaretgahı ve iltica mercii olmuştur. Yüce menkıbeleri
hala dillerde dolaşmaktadır Kaddesellahu sırrahu ve
nefeanellahu bihi.
Seyyid Hacı Ömer Hüdayi Baba
Kövenki (ks),
-
19.Yüzyılda Anadolu’da yetişen Evliyanın
Büyüklerindendir. 1821 yılında Elazığ’ın Mürü köyünde
doğdu.Babası Kaymazzadelerden İbrahim Efendidir.
Askerlik görevini 1842 yılnda Erzincan’da Kırkserdarlar
Askeri Teşkilatında Komutan olarak yaptı. Gördüğü bir
rüyasında , kendisine “Zahiri vazifen sona erdi. Artık
manevi vazifene başla “ denildi.Rüyasını Erzincan’da
bulunan Terzi Baba namıyla meşhur, Mevlana Halid-i
Bağdati'nin (ks) hulefasından ,Erzincan’lı Muhammed
Vehbi’ye (ks) anlattı. Muhammed Vehbi (ks) O’nu ,Arapgir’de
bulunan halifesi Ömer Ruhani ‘ye (ks) gönderdi.
Hacı Ömer Hüdayi (ks) , Arapgir’li Ömer Ruhani ‘nin (ks)
ilm-i batın halkasına dahil oldu. Halidiyye 'nin bütün
merhalelerini tamamlayıp mürşidinden hilafet almakla
şerefyab olan Hacı Ömer Hüdayi (ks), önce , Elazığ’ın
Perçenç Köyüne , oradan da , Kövenk köyüne gelip
yerleşti. Kövenk'te yeni bir ev ve yanında mütevazi bir
tekke inşa etti. Dergahına hergün yaklaşık ikiyüz-üçyüz
civarında ziyaretci ve salikan gelip sohbetlerinden
istifade ederlerdi.
Herkesin haline göre kelam eder, katı kalbleri
yumuşatır, Hakk'a (cc) çekerdi.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), Arapkirli Ömer Ruhani'den (ks)
hilafet aldıktan sonra da ziyaret ve hizmetlerine devam
etmişlerdir. Bu durum Ömer Ruhani'nin (ks) irtihallerine
kadar devam etmiştir.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), yetiştirdiği birkaç arkadaşı ile
birlikte Hacca gidip, dönüşlerinde , Urfa'da Kibar-ı
Meşayıhdan Dede Osman Avni 'nin (ks) yanında birkaç gün
ikamet etmiş, Dede Efendi , aldığı manevi emir üzerine,
Hacı Ömer Hüdayi'ye (ks) hilafet verip, hırkasını O'na
giydirmiş, On iki İmam Hazeratına nisbetle adlandırılan
on iki tasavvuf ekolünde de İrşad makamına
eriştirmiştir.
Hacı Ömer Hüdayi (ks) ,Kövenk’te nasın irşadı ile meşgul
olmuş, güzel huyu, takvası, kerametleri ile şöhret
bulmuştur. Hacı Ömer Hüdayi (ks) güleryüzlü, mütevazi,
çok cömert bir zattı. Bütün nasa maddi ve manevi
ihsanlarda bulunurdu.Mübarek nazarlarına mazhar
olanların O’nun cezbesine kapılmamaları mümkün değildi.
Devlet Ricali, halli zor müşküllerini gelip O’na
danışırdı.
Anadolu’nun yetiştirdiği kümmeliynin büyüklerinden olan
bu kutsal gönüllü veli, “İhtiyacı olup da bizden yardım
istemeyenin yüzü bir kara, istendiğinde eğer biz
yardımına yetişmezsek bizim yüzümüz iki kara olsun , biz
hayatımızda kındaki kılıç gibi, mematımızda kından
çıkmış kılıç gibiyiz “ buyurarak alemşumul olan yüce
tasarruflarını izhar buyurmuşlardır.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), orta boylu, vücudu güçlü, endamı
ölçülü, gayet yiğit ve şecaatli olup ata binmekte
mahirdi.Şemaili gayet gökçek ve ölçülü idi.Çehresi
müdevverdi.Benzi beyaz ve biraz da bal rengine
çalardı.Gözleri siyah ve turuncu idi.Sakalı ak ve uzunca
idi.Başına keçeden sivri bir külah koyar, üzerine yeşil
sarık sarardı.
O'nun (ks) Şemail-i Şerifleri , 'Hacı Ömer Hüdayi
Kuddise sırrahul Ali Hazretleri 'nin Tercüme-i Hali ile
Menakıb-ı Alileri ' adlı risalede şöyle anlatılır.
Şemail-i Şerifleri gayet gökçek ve mütenasib idi.Şöyle
ki , orta boylu olup , cemaat içinde mümtaz ve mehib
olurdu.Çehre-i Şerifi müdevver ve hub idi. Vücüd-ı
latifi aslen mülehhem olup teccelli -i zata mazhar
olmağla , lehmi nabud ise de mülehhem görünürdü. Benzi
beyaz olup, biraz bal rengine mümasil idi. Gözleri siyah
ve turuncu olup gayet cazib ve mütebassir idi. Sakal-ı
Şerifi ak ve uzunca idi. Saçları ak ve üçer örük sağ ve
sol memelerine kadar salkar idi. Hasılı Hüdası onu gayet
hub ve mütenasib ul endam olarak yaratmıştı. Re's-i
saadetine keçeden bir sivri külah kor, üzerine yeşil
sarık sarardı.
Hacı Ömer Hüdayi’nin (ks) , Memnune, Saadet,Hafize
isminde üç kızı, Ahmet isminde bir oğlu dünyaya
gelmiştir. Ahmet Visali namı ile tanınan bu zat Hacı
Ömer Hüdayi’nin (ks) ali teveccühlerine mahzar olup
O’nun (ks) hulefası arasında yer almış ancak genç
denecek yaşta, bu fenadan dar-ı bekaya rıhlet
buyurmuşlardı.
Çok sayıda Hulefası bulunan Hacı Ömer Hüdayi (ks)
Hazretlerinin adları tesbit edilebilen hulefası
şunlardır.
Ahmet Cemali (ks)
Kürklü Hacı Muhammed (ks)
Göllü Mustafa (ks)
Hamza (ks),
Hüseyin Visali (ks)
Şükrü (ks),
Muharrem Hilmi (ks),
Tepecikli Mehmet (ks),
Perçençli Mehmet (ks),
Boranlı Abdullah (ks),
İzolulu Muhammed Emin (ks),
Abdullah Efendi (ks)
Hacı Ömer Hüdayi’nin (ks) irşad ile geçen mübarek
ömürleri, Hicri 1322 Miladi 1905 yılında kurban bayramı
günü Kövenk Köyünde hitama erip, ruh-u pür futuhları
cenneti ulyaya pervaz eylemiştir. Nurlu kabirleri
Elazığ’ın Kövenk Köyünde ziyaretgah-ı enamdır. Kabir
taşında şu ifadeler yer almaktadır.
-
Budur kabr-i müniri ol cenab-ı hazreti Şeyhin
Hakikat ilmine vakıf şehir-i pir Ömer Baba
Ziyaret kıl hulüs ile dilersen feyzyab olmak
Olur maksuduna nail iden bir fatiha ihda
İdüp rahmetle yad anı iderse her kim istimdat
Ulaşır himmeti şeyhin muin olur ana Mevla
Diriğa halka-i zikrinden ayrılmış müridanı
Firakıyla yanan diller ziyaretle olur itfa
Dedim tarih vefatına dü ceşmime dolan kanla
Mukim-i cennet-i ulya ola yarab Ömer baba
Sene 1322
-
Hacı Ömer Hüdayi (ks) türbesinin bahçesinde bulunan Oğlu
Ahmet Visali’nin (ks) kabir taşında ise “Hulefa-yı
Kadiriyyeden Şeyh Ahmet Efendinin Ruhuna Fatiha , 5
şubat 1309 “ yazılıdır.
O’nun(ks) bize kadar ulaşan emanetleri arasında tesbihi,
tacı,külahı bulunmaktadır. O’nun (ks) yolunu ve manasını
temsil eden mübarek taçları dört dilimli olup, her bir
diliminde Allah’a (cc) vuslatın merhaleleri olan
“şeriat, tarikat, hakikat, Marifet “ yazılıdır.
Hacı Ömer Hüdayi Baba ' nın (ks) şiirlerinin toplandığı
"Divan-ı Hüdayi " adlı bir eseri bulunmaktadır.
Aşağıdaki Manzumeler, Divan-ı Hüdayi'den alınmıştır.
Gel etme sırr-ı Hakk'ı faş, dahi kimseye atma taş
Bir gün gidersin dünyadan, işin olur uhrada yaş
Sakın dünyaya aldanma, bunu sana kalır sanma
Yoktur bakası inanma, ederse ger seni bir baş
Bir kimseyi incitme gel, hiç verme işine halel
Muhtaçlara gel tut bir el anlara daim yedir aş
Kimseye kemlik dileme, kibredip ağır söyleme
Düşeni azar eyleme hiçbir gönül yıkma adaş
Hüdayi gel görme hakir velev ki olsa bir esir
Gerek kebir gerek sağır edna görüp oynatma kaş
Hacı Ömer Hüdayi Baba ’nın (ks) , tevhid hakkındaki şu
manzumesini okuyup da , aşk ile tevhid etmemek mümkün
mü?
Gel Hakk’ı çok zikredelim , ismini hep vird edelim
Leyl u nehar halvet edup ,aşkiyle tevhid edelim
Gel derme bu sim u zeri , böyle cifeden ol beri
Kamuya ol Hak rehberi aşkiyle tevhid edelim
Gel tevhide çalış heman , bülbül gibi eyle figan
Maksudunu verir inan , aşkiyle tevhid edelim
Döndür Hüda’ya yüzünü , sevdir O’na kendözünü
Zikr eyle pak et özünü , aşkiyle tevhid edelim
Zikre çalış olma kesel, çek masiva şuğlünden el
Hak meydanı açıldı gel , aşkiyle tevhid edelim
Çoktur velim Hakk’ın yolu , Tevhid kamunun efdali
Ol bu gülzarın bülbülü , aşkiyle tevhid edelim
Cümle ezkarın efdali , tevhid buyurmuştur nebi
Budur ekmelin mezhebi , aşkiyle tevhid edelim
Zikr-i Hüda’ya et devam, çünkü zikreder has u am
Bulur gönül aşkta makam , aşkiyle tevhid edelim
Gel azmet Hüdayi Baba , düşme bu dar-ı girdaba
Olur bütün ömrün heba , aşkiyle tevhid edelim
O’nun(ks) alim hulefasından olan ve “Mevizayı Hilmiyye
,Menazilüssalikin ,Makamat-ı ezkar-ı ilahiye
lissalikittarikatil Kadiriyye ,Hediyyetüzzakirin,
Divan-ı Sırrı ,Hacı Ömer Hüdayi Kuddise sırrahul Ali
Hazretleri 'nin Tercüme-i Hali ile Menakıb-ı Alileri ”
gibi eserlerin sahibi olan,Muharrem Hilmi (ks), “Divan-ı
Sırrı” adlı eserinde , Hacı Ömer Hüdayi’yi (ks) şöyle
tavsif eder.
Serdar-ı şah-ı evliya şeyhim Hacı Ömer Baba
Rehber-i habib-i hüda şeyhim Hacı Ömer Baba
Pirlerin hünerverisin, aşıkların serverisin
Hakikatın gevherisin şeyhim Hacı Ömer Baba
Kim sana etse iktida , ana muin olur hüda
Çünkü sen oldun hak nüma şeyhim Hacı Ömer Baba
Dillerin gevher kanısın aşıkların sultanısın
Tarikatın erkanısın şeyhim Hacı Ömer Baba
Hakkın ism-i celalinden gül açılmış cemalinden
Hiç doyulmaz kemalinden şeyhim Hacı Ömer Baba
Eşiğine baş koymuşam nur-i feyzinle dolmuşam
Ben mest-i müdam olmuşam şeyhim Hacı Ömer Baba
Çün zikreyledin Hüda’yı oldun anınçün Hüdayi
Sırrıdır sana fedayi şeyhim Hacı Ömer Baba
Mürşidim Hüdayidir himmeti Hüdayidir
Girmeyen tarikine zahid-i mürayidir
Benim şeyhim velidir veliler serveridir
İktida etmeyenler ana mutlak delidir
Daim teveccüh eder gönülden hakka gider
Kime nazar ederse vasıl-ı Hüda eder
Ruküu bağdadedir İmdadı feryadedir
Bu kemter Sırrı senin kapında bir gedadır
Şeyhimin bahçesinde gül dermeye kim gelir
Bülbülveş gül dalında hoş ötmeye kim gelir
Şeyhimin hoş illeri açılmış hep gülleri
Ötüşür bülbülleri dinlemeye kim gelir
Reyhanlı bağları var sümbüllü dağları var
Zülfünde ağları var devşirmeye kim gelir
Şeyhimin kemalini Ruhundaki alini
Gül gibi cemalini seyretmeye kim gelir
Severim özlerini hususan gözlerini
Sitemden gömleğini giyinmeye kim gelir
Bana etti bir oyun raz-ı nihanım duyun
Şeyh kapısında boyun hoş bükmeye kim gelir
Elim var dameninde ululuk var şanında
Şeyhimin divanında diz çökmeye kim gelir
Şeyhimiz Ömer Hüdayi dedi olmayın mürai
Sıdk ile zikret Hüda’yı gel gülşeni tevhide gir
Olma zahid-i mürai yetişe feyz-i Hüdayi
Ömer Hüdayi ey şahım kasrı cennette bir güldür
Muharrem sırrı katibi ana her demde bülbüldür
Tarikatte aşıkanı Hüda’ya Şeyhi Kamildir
Sahibi hal olan bir mürşid-i kamil arar isen
Tariki Kadiride Hüdayi bir doğru delildir
Afitab-ı aşk doğunca kalbime rahşan eder
Ref edüp benlik hicabın varlığın i’lan eder
Feyz-i Hüdayi serapa kaplamıştır alemi
Nabina görmez bu feyzi ehli dil izan eder
Görse vechi batının bir kafir o anda heman
Parmağın ref eyleyüp ez dil ü can iman eder
Sende hiç yokmu vefa ey şuhi sitemkar acep
Gülzara estikçe feyzi andelip nalan eder
Hak ana vermiş tasarruf kudretinde etmesin
Bir nazar etse dile ger kabil-i irfan eder
Gerçi çul puşide bir fakir görünür sureta
Alemi batında dü kevne dila ferman eder
Sırrıya gel bab-ı dergahına eyle iltica
Ser furu eden fakiri aleme sultan eder
Enis ü munis-i ruh-i revanım
Canım nur-i uyunum valaşanım
Nesim-i feyzin eyledikçe zuhur
Meserretler bulurdu dil ü canım
İşaret-i beşaretler ederdin
Ruşen kılar idin dil-i suzanım
Beni diyar-ı gurbetlere saldın
Şeb-i tarikle geçirdin zamanım
Meğer guruba çekilmiş ziyaı
Sema-i dilden ol mihr-i tebanım
Bu ye’s-i pürmelal içinde iken
Nasıl terk eyledin beni cananım
Bana bu firkatin çok etti tesir
Anınçün kesmezem ah u figanım
Gönlümün mürğ-i aşkı etti pervaz
Hali kalmadı avazdan aşiyanım
Ümidim var idi Hüdayi Baba
Ede irşad bu dil-i natüvanım
Bu sırr-ı nacizin eyleme mahrum
Feyz-i nesimine ğark et hakanım
Esüp bad-i ecel bahar-ı ömre
Takatim bitap etti büktü belim
Sema-i cinane eyledi pervaz
Ümidim goncasından üzdü elim
Sanırsın guruba çekildi mahım
Kesildi feyz-i nur-i mey ü mülüm
Enis ü munisim gitti cihandan
Tarih düştü cerağ-ı cam-ı dilim
Firaki yare yokmu, Sırri, çare
Ben bu aşkın mecnunuyam ey benim kamil mürşidim
Hak cemalin meftunuyam ey benim kamil mürşidim
Aşkım seni arar bulur cemaline hayran olur
Nurlara kalbim boyanır ey benim kamil mürşidim
Gönül kasrında şahımsın sema-i dilde mahımsın
Hüdayi cilvegahımsın ey benim kamil mürşidim
Aklımı sahraya saldım aşkın deryasına daldım
Didarına hayran kaldım ey benim kamil mürşidim
Uludur gayet kemalin ruh verir feyz-i zulalin
Nur neşreder gül cemalin ey benim kamil mürşidim
Siretin hep şeriattır kelamın dürr-i hikmettir
Yolun ayn-ı hakikattir ey benim kamil mürşidim
Hakk’ın ismi celalinden gül açılmış cemalinden
Hiç doyulmaz kemalinden ey benim kamil mürşidim
Her kim sırrına eremez hakikat gülün deremez
Didar-ı Hakkı göremez ey benim kamil mürşidim
Feda olsun dil ü canım senin yolunda sultanım
Eriştir derde dermanım ey benim kamil mürşidim
Hüdayi Sırrı sübhane ağlayu geldi divane
Eriştir hak divanına ey benim kamil mürşidim
Destimi tuttu bir pir gönlüm suzane geldi
Dedi zikret Hüda’yı unut hep masivayı
Adı Ömer Hüdayi nutk-ı irfane geldi
Feyzi erişti elhak eylerdim zikri mutlak
Açıldı dide-i dil genc-i nihana geldi
Ol destgir bu bende-i mücrime Hüdayi
Hep feyz-i sünuhun dola kalbime Hüdayi
Ref eyle hicab perdesini dide-i dilden
Aç bab-ı füyuzatını dilime Hüdayi
Bir kez nazar et benliğimin dağını kaldır
Vahdet nuru işrak ede sırrıma Hüdayi
Senden alıyor feyz ü kemalini bu eşya
Bir çare et bu dil-i mecruhuma Hüdayi
Çün damen-i irşadını tuttum can ü dilden
Feyzin vere nur-i cila ruhuma Hüdayi
Dü destini bu sırrı açup geldi divane
Der feyzini aç ruh-i fütuhuma Hüdayi
Hacı Ömer Hüdayi Baba'nın (ks) feyzs aldığı zevatı,
Muharrem Hilmi Efendi (ks) şöyle anlatır.
“Bu fakir-i pür taksir Muharrem Sırri ibni Ahmed Hüdayi-i
Harputi , usul-i zikir ve tarikat-ı aliye-i
nakşibendiyyeyi Şeyh Hacı Ömer Hüdayi-i Harputi ‘den (ks)
, O da Ömer-i kebir-i Ruhani-i Arapgiri’den (ks), O da
Hayyat Muhammed Vehbi-i Erzincani’den (ks) , O da
Abdullah-i Mekki’den (ks), O da Mevlana Muhammed Halid-i
Bağdati’den (ks) almışlardır.
“Bu fakir-i pür taksir dahi usul-i zkir ve tarik-i
kadiriyye-i Şeyh Hacı Ömer Hüdayi ‘den (ks), O da Seyyid
Dede Osman Ruhavi’den (ks) almışlardır.”
O’nun (ks) seyri sülukunu tamamlamış zevata verdiği
icazet ,ipek bir kağıttan olup , icazetnamenin ortasında
‘ilmi Batın’ yazılıdır. Altında da mühürleri
bulunmaktadır.
Tasarrufu halen dahi gün gibi aşikar olan Hacı Ömer
Hüdayi (ks), Anadolu’da Türklerin yetiştirdiği ekabir-i
evliyanın önde gelenlerindendir.Türk Milleti olarak ,
böyle bir ulülazim hak dostuna sahip olduğumuz için ne
kadar övünç duysak azdır.
Seyyid Hacı Muhammed Baba Kürki
(ks),
-
Evliyanın büyüklerinden ve Kadiriyye Ricalinin önde
gelenlerinden olan Hacı Muhammed Baba (ks), Hazar Gölü
kenarında bulunan “Kürk” isimli beldede şuhud alemine
şeref vermiş, bu sebepten “Kürki” şöhreti ile
tanınmıştır.Babası , Gafuroğullarından Ahmed
Ağa’dır.Asrının en büyük kutbu Kövenkli Hacı Ömer Hüdayi
Baba’nın (ks) cemal alemine göçmesinden sonra manevi bir
işaretle Hicaz’a gitmiş, Medine-yi münevverede
Hz.Resulullah’a (as) kurbiyetle , kulluk deryasına
müstağrak olmuşlardı.Vazifesi bitince tekrar Kövenk’e
dönüp, aziz mürşidlerinin yüce dergahında hakikat
yolunun feyzlerini neşr buyurmuş, temiz ruhları naim
cennetlerine kanat açıncaya kadar burada, nasın irşadı
ile meşgul olmuşlardı.
Muhammed Baba (ks), 1929 yılında Mevla’nın yakınlık
meclisine rıhlet eylemiş, İlahi lutuflara mahzar olmuş
yüce ruhları ravza-yı cinana uçmuştur.Kövenk’te
mürşidinin yanı başında bulunan nurlu kabirleri , aşk ve
muhabbet erbabının ziyaretgahıdır.Ariflerin
kamillerinden ve Kadiriyye’nin önde gelen mürşidlerinden
olan Hacı Muhammed Baba (ks) , Hz.Abdülkadir Geylani’nin
(ks) irfan bahçesinde yetişmiş bir gül-i rana idi. O da
(ks), mürşidi Hacı Ömer Hüdayi Baba (ks) gibi on iki
tasavvuf yolundan da irşad makamını ahz etmişti. O’nu (ks)
koklayan Allah (cc) aşıkları , nurlu meclislerine can
atıp, O Hazretin (ks) hakikat kokusundan zevkyab ve
sermest olmuşlardır. Kabirlerinin yanındaki kitabede;
“Saadetle gelen gelsin bu dergah-ı
refi’ şana
Maarif şem’ini yaksın , bu lazımdır her insana “
yazılıdır.
Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba
Malatyevi (ks),
-
1895 yılında Malatya’da doğmuştur. Babası Yüzbaşı
Mustafa Hayri'nin, Malatya’nın Akçadağ ilçesinde
görevliyken şehit oluşundan üç ay sonra doğan çocuğuna
da Mustafa Hayri ismi verilmiştir. Ehl-i Beyti
Resulullah'tan (as) olan bu büyük mutasavvıf, Seyyid
Battal Gazi neslinden ve Koca Vaizoğulları
ailesindendir.Eski Malatya'da, bu gün ki ismiyle Battal
Gazi'de yaşamış olan bu aileden pek çok mutasavvıf
yetişmiştir.
Malatya velilerinin büyüklerinden olan ve kabr-i şerifi
Battal gazi'de bulunan Seyyid Koca Vaiz (ks) hazretleri,
Hayri Baba (ks) Hazretlerinin ceddidir. Seyyid Koca Vaiz
(ks), Sultan IV. Murad devrinde yaşamış, züht ü takvası
ve kerametleriyle meşhur olmuş, IV. Murad kendilerine
iltifat ve sevgi göstermiştir. Seyyid Koca Vaiz (ks)
tasarruf sahibi ve çok güçlü mutasavvıftır. Pekçok
menkıbesi hala dillerde dolaşmaktadır. Küçük
denilebilecek yaşta tasavvuf'a giren Seyyid Hacı Mustafa
Hayri Baba (ks), Elazığ'da meşhur mutasavvıf Hacı Ömer
Hüdayi Baba Kövengi'nin (ks) halifelerinden Kürklü Hacı
Muhammed Baba'nın (ks) himmet ve tasarruflarıyla kemale
ulaşmıştır.Bütün ömrü züht ü takva, taat ü ibadet, zikr
ü fikr, sabr u şükr ile geçen bu büyük mutasavvıf, irşad
görevini hakkıyla yerine getirmiş, insanlara her zaman "Sabr,
şükr ve kanaatı" tavsiye etmiştir.O'nun sohbetleri ilahi
aşka susamış Uşşak-ı ilahinin , rah-ı hakta rehberi
olmuştur.
Hacı Mustafa Hayri Baba (ks);
-
"Gel Allah'a yürü yol kapanmadan,
Zikr eyle mevla'yı dilin durmadan"
beyti'ni her fırsatta terennüm etmiş, ölüm gelmeden
Hak'ka doğru yürümeyi, dil durmadan Hak'kın zikriyle
iştigal etmeyi tavsiye ve telkin etmiş, bir ömür boyu bu
mana çerçevesinde insanları ikaz ve irşad buyurmuştur.17
Eylül 1979 pazartesi gün'ü "En yüce dosta" diyerek,
ruh-ı pürfütuhları ravza-i cinana pervaz eylemiştir.
Rahmetullahi Aleyh.Kabr-i şerifleri Trabzon'un Akçaabat
ilçesindedir. Manevi feyz menbağı olan bu mübarek makama
, Türkiye'nin her tarafından ziyaretçiler gelmektedir.
|
| |