Esseyyid Hacı Mustafa Hayri Baba Malatyevî'nin (k.s.) sohbetlerinden seçmeler

 
Kabrin suâl melekleri var, Münker ve Nekir Hazretleri geldiler. Kâfirlere, âsilere gayet korkunç şiddetli  sûrette gelirler. Îmân ehline, müslümanlara güzel sûrette gelirler. Rabbın kim, Kitabın hangi kitap, Peygamberin kim, Dinin hangi din, Kıblen neresi? diye sordular.
 
Allah yardım etti. Dünyâda îmân ve ikrâr ettiğimiz için, inandığımız için Allah da orada yardım eder, Peygamber, pîrler şefâat eder. Cevap verebildik: Rabbimiz Allah, Rabbim Allah, Kitâbım Kur’ân-ı Azîmuşşan, Dînim Dîn-i İslam, Peygamberim Âhir Zaman Peygamberi Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, kıblem de Kâbe, Beytullah, diye cevap verdik.
 
Zamanla çürüdük,  toprak olduk. İnsanın vücûdu, cesedi çürür, toprak olur. Rûh ölmez, insanın rûhu kendine benzer, bâkidir, ölmez. O rûh ya kabirde cennet bahçelerinde olur, ya cehennem derelerinde bir derede olur.
 
Yârın, kıyâmet olduğunda, Cenab-ı Allah, rûhlarımızı tekrar, cesedimizi yaratıp, iâde edecek, mahşer yerine toplayacak, hesap kitap yapılacak, dünyadaki  iyi kötü amellerimiz tartılacak, hesap yapılacak, günâhı çok olan, cehenneme, günâhı az olan Allah’ın rahmeti ile cennete gidecek diye böyle er geç başımıza gelecek ahvâli şöyle bir hatırdan geçirip, düşünmek.
 
Çünkü Hazret-i Âdem'den bu ana, ne  enbiyâ ne de evliyâ, ne kumandan, ne pâdişah, ne asker, ne kadın, ne erkek,  hiç kalan yok. Hepsi vakti geldi mi birer birer  ölüp gidiyor. Biz de aynı vaziyet, er geç başımıza gelecek.
 
Bu tefekkür-i mevti yaptıktan sonra, işte şeyhimiz Hayri Baba, karşımızda böyle duruyor. O'nun kalbine, Allah'dan Celle Celâluhu, Rasûlullah Efendimiz'den, İmâm Alî, Şâh Abdülkâdir  Geylâni ve mürşîdlerden, su borularının, birbirine eklenip de geldiği gibi barajdan, elektrik fabrikasından elektrik cereyânı geldiği gibi, silsile ile şeyhimizin kalbine, Rasûlullah Efendimiz'den feyz  geliyor. O’nun kalbi de dolmuş, baraj olmuş. O’nun kalbinden, bizim kalbimize, feyz-i İlahi, Nûr-ı Muhammedî akıp geliyor diye sol taraf kalbini, şeyhinin kalbi altına tutup, teveccüh ve mülahâza ve rabıta yapacaksınız.
 
Üç beş dakîka böyle şeyhini hatırlayıp, kalbini onun kalbinin altına tutup, güya bir kovayı, bir kabı, bir çeşmenin altına tutmuşsun açmışsın da aksın dolsun diye beklediğin gibi, kalb kovanı şeyhinin kalbi altına tutup, feyz-i İlâhînin gelmesini bekleyip, muntazır  vaziyette. Zikirsiz yâni, böyle hatırlayıp duracaksınız.
 
Beş dakîka, on dakîka böyle teveccüh ettikten sonra, bunu bozmaksızın, işte Huzûrullahda duruyoruz. Şeyhim karşımda, Huzurullahtayım. Allah var ve bir. Zamandan, mekândan, cihetten, cisimden münezzeh. Hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey o'na benzemez. Ben o'nu göremiyorum, biz o'nu göremiyoruz amma, o bizi görüyor, her hâlimize vâkıf, kalbimizden geçenlere, gizlide, âşikârede, karanlıkta, nerede olursan ol, Allah görüyor bizi, Allah görüyor. İşte ben de Huzûrullahda duruyorum. Cenâb-ı Hak görüyor. Benim okumamı işitiyor, seyrediyor, bakıyor diye huzûr-ı kalb ile bu dersleri okuyacaksınız.
 
Şimdi gözlerinizi yumun, kalblerinize bakın, gözlerinizi yumun, sol taraf kalblerinize bakın!

 

halisiyye.com